Anasayfa arrow Sohbetler
İrfan Meclisinden Sohbetler
Allah'tan Utanırım
Cumartesi, 22 Mart 2008

Allah'tan Utanırım

Bilindiği gibi Hz. Eyyûb sabır ve metaneti ile dillere destan olmuştu. Bir rivayete göre o meşhur hastalığını on sekiz sene çekmişti. Hiçbir zaman isyan etmeyen Hz. Eyyûb'e hanımı bir gün sordu:

"Bu hastalığın bitmesi, çek­tiğin dertlerin gitmesi için Cenâb-ı Hakka dua etsen olmaz mı?"

Hz. Eyyûb, hanımına şu cev­abı verdi:

"Benim bolluk ve refah içinde yaşadığım müddet 80 yıldır. Çekmiş olduğum darlık ve sıkıntılı zaman ise daha bu süreye ulaşmamıştır. Bu durumda     ben      Allah'tan utanırım.”


 
Cennet Heyecanı
Cumartesi, 22 Mart 2008

Cennet Heyecanı

Delikanlı, kesilmek üzere olan kurbanın hızlı hızlı nefes aldığını görünce:

"Herhalde fazla güneşte kaldı" demiş. "Onun için böyle soluyor."

Bunu duyan bir yakını:

"Bu hâli normaldir karde­şim," karşılığını vermiş. "Biraz sonra cennete gideceği için sabırsızlanıyor."

Aklı başında olan insan ne dünya umurundan kazan­dığına mesrur ve ne de kay­bettiği şeye mahzun olmaz. Zira dünya durmuyor gidiyor, insan da beraber gidiyor.

(Mesnevî-i Nuriye)


 
Bekaya Giden Yol
Cumartesi, 22 Mart 2008

Bekaya Giden Yol

Eğer şu fâni dünyada beka istiyorsan, beka fenadan çıkıy­or.

Nefs-i emmâre cihetiyle fe­na bul ki, baki olasın.

Dünyaperestlik esasatı olan ahlâk-ı seyyieden tecerrüd et, fâni ol.

Daire-i mülkünde ve ma-lındaki eşyayı Mahbub-u Hakikî yolunda feda et. Mev­cudatın ademnümâ akı­betlerini gör.

Çünkü şu dünyadan bekaya giden yol, fenadan gidiyor.

(Sözler, 17. Söz)


 
Esma-ı İlahiyeden: MÜCÎB
Cumartesi, 22 Mart 2008

Esma-ı İlahiyeden: MÜCÎB

"Bütün varlıkların her türlü istek ve ihtiyaçlarına cevap veren Allah" mânâsındadır.

Yani başı darda olanlar kur­tuluş talep ederlerse Cenâb-ı Hak onlara cevap verir. Borçlarının ödenmesi için dua eden borçlulara cevap verir. Aç olanların nzık isteklerine cevap verir.

Ayrıca tohumlar ve çe­kirdekler de halleriyle bir çeşit dua ederler, "Bitki ve ağaç olacağız, belki bir hayvan olacağız" diye halleriyle dua ederler. İşte böyle varlıkların halleriyle yaptıkları dualara da Cenâb-ı Hak cevap verir.'

 
Damladaki Tevazu
Cumartesi, 22 Mart 2008

Damladaki Tevazu

Bir buluttan deniz üzerine bir damla damladı. Denizin genişliğini görünce de utandı. Kendi kendine şöyle dedi:

"Deniz bulunan yerde ben kim oluyorum? Eğer o varsa ben yok sayılırım!"

Damla kendisini küçük gör­düğü için sedef onu bağrına bastı, besledi.

Kader o damlayı öyle yük­seltti ki, sultanların taçlarına lâyık inci oldu.

Damla kendisini alçak gördüğü için yücelik buldu, yokluk kapısını çaldığı için var oldu.

(Şeyh Sadi)


 
Sonsuz Bir Ömür
Cumartesi, 22 Mart 2008

Sonsuz Bir Ömür
             - Madem her insan gayet şid­detli bir surette uzun bir ömür ister, bekaya âşıktır. Ve madem bu fâni ömrü baki ömre tebdil eden bir çare yar ve manen çok uzun bir ömür hükmüne geçirmek mümkün­dür. Elbette, insaniyeti sukut etmemiş bir insan, o çareyi arayacak ve o imkânı bilfıile çevirmeye çalışacak ve tevfik-i hareket edecek. İşte o çare budur:

Allah için işleyiniz, Allah için görüşünüz, Allah için çalışınız. Lillâh, livechiliâh, lieclillâh rızası dairesinde hareket edi­niz. O vakit sizin ömrünüzün dakikaları, seneler hükmüne geçer. (Lem'alar)


 
Mekke'nin Fethi
Cumartesi, 22 Mart 2008

Mekke'nin Fethi

- Peygamberimiz (a.s.m.) Medine'ye hicretinden 8 sene sonra on bin kişilik Müslüman ordusuyla I Ocak 630 tari­hinde Mekke'nin fethine çık­mıştı.

On günde tamamlanan Mekke'nin fethi İslâm tarihi açısından çok büyük bir hadisedir. Çünkü Peygam­berimiz (a.s.m.) Mekke'nin fethi ile idarî yönden kabile devrine son vererek Arabistan'ı İslâm sancağı altın­da birleştirmiş; İslâmı akıl, kalp ve gönüllere yerleştir­erek dünyaya hakim kılmıştır.



 
Kader Dersi
Cumartesi, 22 Mart 2008

Kader Dersi

Şeytan Hz. İsa'ya (a.s.) demiş ki:

"Madem ecel ve herşey kader-i İâhi iledir. Sen kendini bu yüksek yerden at, bak nasıl öleceksin."

Hz. İsa (a.s.) cevaben demiş ki: "Cenab-ı Hak kulunu tecrübe eder ve der ki: 'Eğer sen böyle yaparsan. Ben de sana böyle yaparım. Göreyim seni yapabilir misin?' Fakat kulun hakkı yok ve haddi değil ki Cenab-ı Hakkı tecrübe et­sin ve 'Ben böyle yaparsam, Sen böyle işler misin?'" Evet, Cenab-ı Hakkın Rububiyetine karşı imtihan tarzı içine girmek su-i edeptir ve kulluğa aykı­rıdır. (Lem'alar)


 
Esmâ-ı İlâhiyeden: VEDÛD
Cumartesi, 22 Mart 2008

Esmâ-ı İlâhiyeden: VEDÛD

"Yarattığı varlıkları çok seven ve onlar tarafından da çok sevilen Allah" şeklinde tarif edilebilir.

Allah yarattığı bütün varlık­ları sever. Kâinatta görülen ve hissedilen bütün sevgiler, muhabbetler, aşklar, cazibeler VedOd isminin bir tecellîsidir. Kur'ân-ı Kerim bu ismin bâzı tecellîlerini bize şöyle beyan eder

"Çok bağışlayan ve kullarını çok seven Odur." (Burûc, 14) "İman edip, güzel işler yapan­lar için, muhakkak ki Rahman, gönüllerde bir sevgi yerleşti­recektir." (Meryem, 96)


 
Asıl Vazife
Cumartesi, 22 Mart 2008

Asıl Vazife

Acaba ibadetteki füturun ve namazdaki kusurun meşâgıl-i dünyeviyenin kesretinden midir veyahut derd-i maişetin meşgalesiyle vakit bula­madığından mıdır? Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki bütün vaktini ona sarf ediyor­sun? Sen istidat cihetiyle bütün hayvanâtın fevkinde olduğunu ve hayat-ı dünye­viyenin levâzımâtını tedarikte iktidar cihetiyle bir serçe kuşuna yetişemediğini biliyor­sun. Bundan neden anlamıy­orsun ki, vazife-i asliyen hay­van gibi çabalamak değil, belki hakikî bir insan gibi hakikî bir hayat-ı daime için sa'y et­mektir? (Sözler. 21. Söz)


 
Kabir Ziyaretinin Faydaları Ve Adabı
Cuma, 21 Mart 2008

Kabir Ziyaretinin Faydaları Ve Adabı

Hayat düsturumuz olan Kur'an-ı Kerim, bize dünyada ve ahirette karşılaşacağımız bütün meselelerimize ışık tutmak suretiyle Allah tarafından biz aciz kullarına gönderilen en büyük lütfudur. Kur'an-ı Kerim'in 1/3 üçte birinin Haşirden, yani ölümden sonrasını beyan etmesi gerçek hayat olan Ahiret hayatının önemini anlamamıza yardımcı olur. Dünya hayatının sonu olan ölüm, Ahiret hayatının kapısı kabirde başlamaktadır. Meşguliyetlerin,gafletin yakamızı biran olsun bırakmadığı, bizi kendisi ile oyalayan dünya hayatında, ölümü, ahireti ve sonrasını hatırlatan bizi tefekkür-ü mevte yönelten tek nişane kabirlerdir.

Kabir ziyaretlerinden iki türlü istifade edilir;
- Birincisi maddetendir: Dünyada ne kadar saadetli, mutlu, saltanatlı veya kederli,sıkıntılı fakru zaruret içinde de olsa, hayatın baki olmadığı, ölümün varlığı , geride bırakılan eserlerle , iyilikle veya kötülükle yad edileceğini düşünerek kendi hayatına yön vermek suretiyle maddeten istifade eder.
- İkincisi Manendir: Ziyaret edilen bir Allah dostu ise ondan ruhen de istifade etmek suretiyle de hem madden, hem manen çift taraflı istifade etmek mümkündür. Birinci ziyaret şekli tüm insanlar tarafından biliniyor iken ,ikinci ziyaret yani Allah dostlarını ziyaretten manen istifade etmenin adab ve usulu pek az bilinmektedir.

             -Allah dostlarını ziyaret, ister hayatta olsun, ister kabirlerinde olsun ,gidilmeden evvel boy (gusül) abdesti alınır. İki rekat namaz kılınır. Her rekatta Fatiha'dan sonra üç Ayetel Kürsi okunur. Kılınan namazın sevabı ziyaret edilecek zatın ruhuna ,hayatta ise ruhaniyetine bağışlanır, temiz ve güzel kokulu bir elbise ile ziyaretine gidilir. Zira temiz olmayan, pis kokulu bir yerde latif varlıklar olan melekler, mü'min cinler ve ruhaniyetle irtibat kurmak mümkün değildir.

Bununla alakalı Muhammet bin Abdullah Hani'nin Adab (sf:195) ve İmamı Gazali (K.S.)'nin İki Madnun (sf:75) kitaplarında bahse ait konu şöyle geçmektedir.

Adab'tan : “Vefat etmiş bulunan zatlarla şöyle irtibata geçmek suretiyle rabıta yapılır. Mürid kendini cismani ilgilerden kurtarır. Batınını tabiat bağlarından kurtarır. Kalbini bütün ilimlerden,nakışlardan ve kainatın havatırından temizler. Sonra rabıta edeceği zatın ruhaniyetini hissedilebilecek şekillerden uzak bir nur olarak tasavvur eder. Onun füyuzatından feyiz alıncaya ve kendine onun halinden bir hal gelinceye kadar bu nuru kalbinde muhafaza eder. Çünkü kamil mürşidlerin ruhaniyetleri feyiz kaynağıdır. Kim kalbini bu kaynağa bağlarsa ondan muhakkak surette feyiz alır.

Eğer rabıta, bir kabir başında yapılacaksa o kabrin sahibine selam vermek lazımdır. Sonra onun sağ ayağı tarafına yakın oturur. Sağ elini, sol elinin üzerine kor,başını göğsü üzerine eğer, bir Fatiha, on bir İhlas-ı şerif ve bir Ayetü'l-Kürsi okur, sevabını bu zatın ruhaniyetine hediye eder. Sonra orada oturup feyiz almak için ruhaniyetine yönelir. Nitekim Rasul-i Ekrem(S.A.V.) “Müşkil bir durumda kaldığınız zaman kabirlerinde medfun bulunan bazılarının ruhaniyetlerinden yardım isteyin” buyurmuşlardır.

Bir kimse bulunduğu yerden Hazret-i Peygamber (S.A.V.)'in Medine-i Münevere'deki mübarek kabri şeriflerine yönelse feyiz alır.
Aynı şekilde bir kimse , bulunduğu yerden, kabirlerinde medfun bulunan velilerin ruhaniyetlerine yönelse onlardan istifade eder ve feyiz alır.
Şeklen onun bulunduğu tarafa yönelmeden yapılacak rabıta da istifade için kafidir. Fakat rabıta vücuduyla beraberde dönerek yapılırsa nur üstüne nur olur.
Rabıtanın kuvvet derecesi istifadenin sebebidir. Kim bu rabıtaya devam ederse tarikatın bütün güzel halleriyle hallenir ve hakikatın kemalatına vasıl olur. Kim rabıtayı bırakırsa ve devam etmezse feyzi kesilir, süluke devam edemez. Vuslat eserlerinden ve sırlarından mahrum kalır.”

Madnun'dan : “Peygamberlerin ve büyük velilerin (hepsine selatu selam olsun.) meşhedlerini, kabirlerini ziyarete gelince :

Bundan maksat: Onları ziyaret etmek, hacetlerin bitirilmesi, günahların affedilmesi hususunda Peygamberlerin ve velilerin ruhlarından imdat dilemektir. Bu imdat da şefaatten ibarettir. Bu da iki yönden hasıl olur: bir taraftan istimdat (yardım dilemek) diğer taraftan da imdattır. Yani birinin şefaat istemesi, ötekinin de şefaat etmesidir. Meşhedleri (türbeleri) ziyaret işinde bu iki rükünün de muazzam tesiri vardır. İstimdat (şefaat istemek) şekline gelince; bu hacet sahibinin himmeti, şefaati istenen zatın ve ziyaret edilenin zikrine, ismine hatıra (kalbe) sardırabilmesi iledir. O derece ki himmetinin, kasdının, muradının hepsi orada, gönülde bir noktada, sarılmış o hatıranın içine daldırılmış olacak, onu bütün varlığı ile anacak, kalbine ve ruhuna dolduracaktır. İşte bu hal, o şefaatçı ve ziyaret edilen zatın ruhunu tenbih etmeye, uyarmaya sebeptir. Ta ki o temiz ruh bu sebeple kendisinden istenen şey ile ona imdat edebilsin.

Her kim bu dünyada himmetini, niyet ve maksadını, iradesini tam manasıyla dünya yüzündeki bir insan üzerine çevirir, yöneltir ise hiç şüphesiz o insan kendine yönelmiş olan kişinin yönelişini hisseder. Bunu ona haber verir. Herkim de bu alemde hayatta olmazsa onu tenbih etmek (uyarmak) daha kolaydır. Çünkü uyarılmaya hazır durumdadır. Çünkü bu alemin hallerinin dışında olan bu kimsenin o alemin hallerinden bazısına muttali olması, bakması, görmesi ,bilgi edinmesi mümkündür. Nitekim rüyada ,uğradığına muttali olunabilir. Çünkü uyku ölümün kardeşi ve bir dalıdır. Evet, uyanık halimizde bilemediğimiz bazı halleri uyku sebebi ile bilmeye kabiliyetli oluruz. İşte bunun gibi hakiki ölüm ile ölmüş ve ahiret diyarına ulaşmış olan bir kimsenin de bu dünyada ki hallere muttali olması daha uygun ve daha münasiptir. Ama bu alemin bütün halleri her vakitte onların bilgi ipliklerine dizilmiş değildir. Nitekim geçmiş zamanın halleri, olayları uykumuzda yani rüyada ki bilgilerimizde mevcut değildir. Bilgi birlikleri için belirlilikler ve özellikler vardır.
        
-Bunlardan birisi :hacet sahibinin himmeti ,kasdıdır ki bu hikmet ve kasd, o aziz ruhun sahibinin hacet sahibini tamamıyla sarması, istila etmesidir. Nitekim bu dirinin,hayatında suretini, şeklini müşahade etmek, onun ismini anmağa ve kendisini gönülde hatırlamağa tesir ettiği gibi bir ölüyü kalıbının, bedenin perdesi olan türbesini müşahade etmek de öylece tesir eder. Çünkü o ölünün eseri; kalıbı kaybolduğunda ruhtadır. Halbuki onun türbesi; onun hayatındaki huzuru, kalıbını ve barınağını müşahade etmekteki eseri gibi değildir. Onun bizzat meclisinde ve huzurunda bulunmak gibi değildir. Her kim ölünün meşhedinin müşahadesinde kendisini hazırladığı gibi onun meşhedinin gıyabında da onun ruhunda hazır olabileceğini zannederse onun bu zannı hatadır. Zira müşahade de (gözle görmekte) zahir ve aşikarlık bakımından apaçık bir eser vardır ki bunun gibisi gıyapta yoktur. Her kim gıyapta bir ölüye yardım etmek isterse bu yardım öyle ölçüsüz, tartısız olmaz ve o yardım da boş ve faydasız kalmaz. Nitekim Peygamberimiz (S.A.S) : “Her kim benim üzerime bir salavat getirirse ben ona on defa salat ederim” demiştir. Diğer bir hadisinde de: “Müezzine kim cevap verirse onun tekbir ve şehadetlerini tekrar eder, namaz ve felaha davetine uygun kelamı söylerse şefaatimi hak eder” dedi. Bir de “Kabrimi ziyaret eden şefaatime nail olur” buyurdu. Hasların en hası olan beden ile yakınlık da,şefaatin yapılmasına tam bir vesiledir. Kendinden bir parça olan çocuğu ile isterse bu çocuk kendisinden sonra doğmuş veya torunlarından biri olsun onun vesilesi ile, yaklaşmak; yahut türbesine, kabrine, mescidine, beldesine, asasına, kamçısını, nalınına, kapısı söğesine eşiğine, halkasına yaklaşma; adetine, sıfat ve ahlakına yakın olmak; ona ait ve ona münasip olan bir şey ile yaklaşmak bunların hepsi ve her biri; ona yaklaştıran, ona yakınlığı gerektiren ve şefaatına erdiren bir yaklaşma sebebidir. Çünkü peygamberler yanında, dünya yurdunda olmaları ile ahiret diyarında olmalarında fark olmadığı gibi bilgi yolunda da bir ayrılık yoktur. Peygamberlerin hayatı ile mematları (ölümleri) bilgi edinme bakımından farketmez. Çünkü dünyada bilgi aleti, dış duygularımız, beş duyu organlarımızdır. Ahirette ise yalnız gaybı, yanında ve önünde olmayanı bilmeye yarayan bir alettir. Ama bu, ya bir misal kisvesindedir veya açık hale gelmek yolu iledir.

Yaklaşma, yakınlık ve şefaatın diğer hallerine gelince:
Bunlar bozulmaz, hallerinden dönmez. Bu bapta en büyük esas: imdat edenin imdat etmek yönünden istenilen imdadı yapması, vesile ve şefaat sahibinin bu medet ve şefaati bilmese de imdat ve ihtimam etmesidir.

Çünkü Allah'ın Resulunun (S.A.S) bir kılı veya bazubendi, yahut kamçısı, asi ve günahkar bir kimsenin kabri üzerine konur ise o günahkar, hacet vakti için saklanmış olan manevi değeri yüksek, şerefli şey bereketi ile, azaptan kurtulur.

Şayet bunlar bir insanın evinde,yahut bir beldede olsa bunların bereketi ile o eve ve ev halkına veya o beldeyi ve sakinlerine bela ve musibet dokunmaz. Ev sahibi ve belde sakini bunu evinde veya beldesinde o mubarek şeyin bulunduğunu bilmeseler de...O şeyin tesiri olur. Çünkü bu peygamber (S.A.V) in bir ihtimamı, önem vermiş olduğu şey yani onun himmetinin eseridir. Bu da ukbada o'na mensup olanlara sarf edilmiştir.
         
-Kötü ve kerih şeyleri, hastalıkları, ukubet ve cezaları defetmek, Allah tarafından meleklere ısmarlanmış, havale edilmiştir. Her melek de peygamberin (S.A.V) haris olduğu, şiddetle arzu ettiği şeyleri kendinden başka onun buna himmeti sebebi ile hali hayatında olduğu gibi yapmaya is'af etmiye, peygamberin arzusunu yerine getirmeye hevesli ve hırslıdırlar. Çünkü meleklerin, onun mukaddes ruhuna, vefatından sonra, yakın olmaları, ona hayatındaki yakınlıklarından ziyadedir.

Hikaye olunduki:Hacer-i Esved'i yerinden söküp memleketlerine götürmek ve bu suretle Mekke'yi kendilerine çevirmek isteyen Karmatiler Mekke'yi işgal ettikleri zaman:Karmati Ebu Tahir bir adamı omuzuna aldı Altınoluğu yerinden söktürmek için kaldırdı. Adamı Kabe'nin oluğuna eriştirdi. Oluğu çekmeye başlayınca adam Ebu Tahir'in üzerinde can verdi ve ölü olarak yere düştü.

Diğer bir hikaye de şöyledir:
Mısırlılardan bir cemaat peygamberin (S.A.V) Ravzası yanında bir yeri delmişler. Maksatları Allah'ın Resulünün vucudunu çıkarıp Mısır'a nakletmekmiş. Bu iş gece yarısı olmuş. Bu sırada Medineliler havadan bir ses işitmiş: “Ey müslümanlar topluluğu ! Peygamberinizi koruyunuz!.Peygamberinizi muhafaza ediniz!.” Diyormuş. Bu sesi işiten herkes kandili, hayır kandilleri, mumları, meş'aleleri yakmışlar, Ravza-i Mutahhara'nın yanına vardıklarında Ravzayı çeviren duvardaki o deliği görmüşler ve etrafında da Mısırlıları ölü bulmuşlar.

Naklolundu ki:Nebiyy-i Ekrem (S.A.V) bir adamın kabrine yaş bir dal dikti ve; “Bu dal yaş kaldığı müddetçe Allahu teala kabir sahibinden azabı kaldıracaktır” dedi. Bu peygamber (S.A.V) iki elinin bereketlerindendir.

Her hangi bir sultana itaat eden ve ona tazimde bulunan bir kişi,sultanın payıtahtı olan beldesine girse orada o sultanın ok torbasından bir ok veya ona ait bir yay veya bir kamçı görünce muhakkak ki o şeye o beldeye saygı gösterir.Meleklerde peygambere böylece tazim,yani peygambere ait,manevi değeri yüksek bir şeyi,bir evde yahut bir beldede veya bir kabirde gördüklerinde onun sahibine saygı gösterirler ve o kabir sahibinin üzerinden azabı hafifletirler.Bu sebebledir ki ölülerin kabirlerine peygamberlerin varisi konumunda bulunanlar tarafından Kur'anı Kerim koymak ile ve kabirleri başında Kur'an okumak ile ve üzerine Kur'an ayetleri yazılan kağıdı ölünün eline veya göğsüne koymakla ölü faydalanır.

İşte bunlar, her işitileni meşru olanı akla uygun bir prensip ve tesviye etmek isteyen kimsenin hal ve durumuna uyan çeşitli vesilelerdir.Bunda ki asıl ve esas:Akılların tasavvur edecekleri ve edebilecekleri şeylerin ilerisinde o kadar önemli işler vardır ki bunları din ve şeriat getirmiştir. Bunların hakikatlerini Allah Teala Hazretleri ve birde Allah Teala ile kulları arasında vasıta olan Peygamberler (A.S) bilirler.

Eğer bütün mütehassıslar bir araya gelseler: Gebe kadınların doğum yapacakları sırada doğumu kolaylaştırmak için sayıların münasebetleri üzerine tertiplenmiş iki tuğla veya kağıt üzerine yazılmış olan ve vefki müselles (Üçlü vefk) denilen dokuz haneli her hanesine..... kadar rakam yazılmış ve her yönde ki toplamı tam..... er olan ve kadının ayakları altına konulan bir şeklin, çocuğun kolayca doğmasına yaptığı tesirin ve sayı münasebetlerindeki hassanın mahiyeti üzerinde düşünseler bu hassayı bilemezler.

O halde insan, şer'in (Dinin) emirlere, yasaklara; haberlere, vaad ve tehditlere ait hakikatleri;ve başkası için getirmiş olduğu şeylerin iç yüzünü aklı ile bilmesini nasıl arzu edilebilir? Akıl zayıftır. Onun bu acaip hallere, şeylere ve hassalara nüfus edebilecek yetki ve tasarrufu kısadır.

Ey kardeşim; Allah yaşayışını güzel ve temiz kılsın. İşte senin için mümkün olan bilinmesine işaret edileceklerin bazısını, fetanetimin ve aklımın yettiği kadarına uyabileni ,sana ifade ettim, yazdım.

Sana ve seninle beraber olana, dinin doğruladığı bu şeylere, üzerinde şüphe etmeksizin iman etmenizi tavsiye eder ve bunların üzerinde durulup kalmasından Allah'a sığınırım.

Rabbimiz cümlemizi rızasına uygun bir şekilde yaşayıp,imanla mü'min olarak ölmeyi,huzuruna yüz akı ile çıkmayı nasip eylesin. Dünyada ve ahirette dostlarından ayırmasın. Amin..

beyazidibistami.org alınmıştır.


 
Sahabe Hayatından İnciler - 2
Perşembe, 20 Mart 2008

Sahabe Hayatından İnciler - 2

Sahabe Hayatından İnciler - 2

Allahın Selamı Üzerinize Olsun.

Kıymetli kardeşlerim bu haftaki sohbetimizde yine sahabe hayatından örnekler ve ibretli hadiseler öğreneceğiz. Yüce rabbimiz bizleri anlattığıyla sizleri de dinlediğiyle amel etmeyi nasip etsin inş.
Bir harpte, daha henüz iman etmemiş olan Ebu Süf yan’ın kumandasında ki ordu ile İslam askeri savaşırken, ashaptan Zeyd bin Desine (r.a.) esir düşmüştü, müşrikler Hazreti Zeyd’i şehit etmek üzere götürürlerken, kumandanları Ebu Süf yan;

Devamını oku...
 
Sahabe Hayatından İnciler - 1
Çarşamba, 19 Mart 2008

Sahabe Hayatından İnciler - 1Sahabe hayatında inciler 1

Allahın Selamı Üzerinize Olsun.

Kıymetli kardeşlerim bu sohbetimizde Efendimiz (s.a.v.)’in gökteki yıldızlar dediği sahabeyi kiramdan hayat ölçüleri öğreneceğiz.
Cabir r.a. anlatıyor.
Arkadaşlarımla beraber sefere çıkmıştım, içimizden irinin başına taş isabet etmişti ve başını yaralayıp kemiğini kırmıştı. Sonra aynı arkadaşımız uyudugu için uykusunda ihtilam olmuş ve gelip arkaşların
a ben teyemmüm edebilirmiyim diye sordu?
Arkadaşlarda su mevcut olduğu müddetçe teyemmüme ruhsat yoktur dediler.

Devamını oku...
 
Hazreti Peygamberden ( S.A.V.) Hayat Derseri 3
Perşembe, 13 Mart 2008

Hazreti Peygamber ( s.a.v.)’den Hayat Derseri: 3Hazreti Peygamber ( s.a.v.)’den Hayat Derseri: 3

Bismillahirrahmanirrahim.
Allahın selamı hidayete tabi olanların üzerine olsun.
Yarı sadık bilir halden, âşık kokusunu alır gülden, karşılıksız ta gönülden, sevenlere selam olsun.

Kıymetli kardeşlerim, Allah’ımıza hamd olsun bizleri bu akşam burada yine buluşturdu. Bizlere, kendisini anmamız için, habibi’ne salâvat getirmemiz için fırsat lutfetti. Ne büyük lütuf ne büyük şeref değil mi? ne kadar hamd etsek azdır rabbimize. Değerli genç kardeşlerim, bu akşam kâinatın güneşi olan sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’den hayat dersleri öğreneceğiz. Yüce rabbimiz bizlerin hayatını onun sünneti ile süslesin inşallah.Amin.

Devamını oku...
 
Abdulkadir Geylani Hazretlerinin Gönül Sofrasından (1)
Pazartesi, 10 Mart 2008

‘Allahın selamı üzerinize olsun.’Abdulkadir Geylani Hazretlerinin Gönül Sofrasından

Kıymetli kardeşlerim, bu akşamki sohbetimizi Sultanımız Seyyid Abdülkadir Geylani (k.s.)Hazretlerinin gönül pınarından süzülen o rahmet damlalarını dinleyeceğiz. Yüce Allah’ımız tesirini ve feyzini bol eylesin. Âmin.

Evlatlarım”

“Öfkeniz Allah için olmalıdır. Eğer Allah için olursa makbuldür. Eğer Allah tan başkası için olursa hiçbir değeri yoktur. Mümin, nefsi için değil Allah (c c) hu için ancak hiddetlenir. Dinine yardım için hiddetlenir. Nefsi için asla hiddetlenmez. Allah-u Teala’nın kanunlarından biri çiğnendiğinde, avı elinden alınmış kaplan gibi kükrer. Gerçek mümin Allah-u Tela’nın kızdığına kızar, hoşnut olduğundan hoşnut olur. Nefsin için olan kızgınlığını Allah için kızdım deme sakın. Yoksa münafık olursun. Allah için yapılan her şeyin bir sevabı bir karşılığı vardır. Allah için olmayan her şeyin yok olması kaybolması mümkündür.

Devamını oku...
 
İrfan Meclisinden Özel Röportaj
Salı, 04 Mart 2008

İrfan Meclisinden Özel Röportaj

Bismillahirrahmanirrahim
Allahın Selamı Hidayete Tabi Olanların Üzerine Olsun.

www.irfanmeclisi.com’un değerli üyeleri ve sevenleri, kıymetli yazarımız Hizmetkâr Hoca Efendi ile sizler için bir röportaj yaptık ve sizlerin istifadenize sunuyoruz.

www.irfanmeclisi.com Mehmet Kılıç ;
Muhterem efendim: evvela irfanmeclisi.com olarak bizlere vakit ayırdığınız için zatı âlinize çok teşekkür ediyoruz ve saygılarımızı sunuyoruz.
Muhterem efendim: ilk sorumuzu şöyle soruyoruz? Efendim bir Müslüman’ın ibadetlerinden feyiz ve lezzet almasının önündeki engeller nelerdir?

Devamını oku...
 
İrfan Meclisinden Damlalar 1
Pazartesi, 25 Şubat 2008

İrfanMeclisi Özel (23.02.2008)
Bismillahirrahmanirrahim
Allah’ın selamı üzerinize olsun.

Kıymetli genç kardeşlerim, yüce Rabbimize Hamd Olsun ki: bizleri bu akşam yine irfan meclisinde buluşturdu. Yüce Rabbimizi anmamızı kelamını okumamızı, Habibine salât ve selam getirmemizi, kısacası kendisiyle beraber olmamızı bizlere nasip etti. Sonsuz Hamd-ü senalar olsun âlemlerin Rabbi olan Allah’ımıza.
Sultanımız Seyyid Abdülkadir Geylani (k.s.) şöyle buyuruyor:

Devamını oku...
 
İhlâs Suresinin Fazileti.
Cumartesi, 23 Şubat 2008

İhlâs Suresinin Fazileti.
İrfanMeclisi Özel (22.02.2008)
Bismillahirrahmanirrahim
Kıymetli kardeşlerim, Allah’ın selamı üzerinize olsun ve geceniz hayırlı olsun.

Yüce Allah(cc), ihlâs suresinde şöyle buyuruyor:
1 “Ey Muhammed! Allah’ın nasıl bir varlık olduğunu bize açıkla diyen Kureyş’e deki :”O Allah bir tektir, eşi ortağı yoktur,
2 “Allah, Samed’dir.Her yaratığın muhtaç olduğu eksiksiz bir varlıktır.
3”Kendisi doğurmamıştır ve hiç kimse tarafından doğurulmamıştır .Çünkü o ezeli ve ebedidir.ve her noksanlıktan münezzehtir.
4”Hiçbir şey ona denk değildir.”
Sadakallahül azim.

Devamını oku...
 
Hazreti Peygamberden (S.A.V.) Hayat Dersleri 2
Çarşamba, 20 Şubat 2008

BismillahirrahmanirrahimHz. Muhammed (s.a.v.)
Alla’hın selamı rahmeti mağfireti hidayeti lütfü ve keremi üzerinize olsun.
Kıymetli kardeşlerim bu akşam ki sohbetimizde Hz.Peygamber (s.a.v.) den hayat dersleri öğreneceğiz.
Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
“Bir zaman gelir ki, insanlar camilerde toplanıp namaz kılarlar, fakat aralarında mümin bulunmaz.”

Bir başka hadisimiz ise şöyledir:
“Öyle bir zaman gelir ki, kişinin imanı sanki gömlek soyulur gibi soyulacak; ama farkında olmayacak.”

Devamını oku...
 
Abdest Temizlik için mi?
Çarşamba, 20 Şubat 2008

Abdest Temizlik için mi?
Abdest nedir, nedendir?..
Bu soruya hemen herkesin vereceği cevap bellidir.
«Temizlik için!..»

Ya...? Öyle mi?..
Eski deyişle «5 paralık aklı» olan biri, abdest almak temizlik gayesi ile getirilmiş bir hüküm olsa idi.
«Elini toprağa sür de sonra topraklı elinle suratını, kollarını sıvazla»; der mi idi?..
Gaye temizlik ise...
Siz karşınızdakine, «elini toprağa bula da sonra suratını sıvazla»; der misiniz?..
Cevabınız elbette ki tek bir kelime değil mi?.. «Hayır!»

Devamını oku...
 
Dua Ayetleri
Çarşamba, 20 Şubat 2008

 

DUA AYETLERİ


Hz.İbrahim(a.s)'in ve Hz İsmail(a.s)'in Kabe'nin temellerini yükseltirken ettikleri dua:
Bakara Suresi,128;Ey Rabbimiz hem bizi yalnız Senin için boyun eğer müslüman kıl ve zürriyetimizden yalnız Senin için boyun eğen bir ümmet-i müslime vücuda getir.Ve bizlere ibadetimizin yolunu göster..

Hz.İbrahim(a.s)'in duası:
Bakara,131;Teslim oldum Alemlerin Rabbine.
Bakara,201;Rabbimiz bize dünyada bir güzellik ver;bizi ateş azabından koru.

Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 101 - 125 Toplam: 137
2008 İrfan Meclisi.Com Tasavvuf Noktanız.  Our site is valid CSS Our site is valid XHTML 1.0 Transitional