Anasayfa arrow Sohbetler
İrfan Meclisinden Sohbetler
Kimlerle Arkadaşlık Yapılmaz?
Cuma, 28 Mart 2008

Kimlerle Arkadaşlık Yapılmaz?

Cafer-i Sadık (r.a.), kendileriyle arkadaşlık yapılmaması gereken kimseleri şöyle sıralar;

1.Yalancı ile arkadaşlık yapma. O
serap gibidir. Uzağı sana yakhştnr,
yakını da senden uzaklaştırır.

2.Ahmakla arkadaşlık yapma.
Çünkü sana menfaat vereyim
derken zarar verir.

2. Cimri ile arkadaşlık etme. Çünkü o da senin fazlaca muhtaç olduğun bir zamanda yardımını senden esirger.

4. Korkak ile arkadaşlık kurma. Çünkü o seni ele verir ve tehike anında seni yalnız bırakarak kaçar.

5. Fasılda arkadaşlık yapma. Zira o seni bir lokma yemek veya daha azına feda edebilir.

İyi arkadaş güzel koku satan gibidir. Sana koku sürmese de yanında bulunduğun sürece güzel kokusundan faydalanırsın.

Kötü arkadaş, demircilerin körükleri gibidir. Şayet üflediği ateş kıvılcımları seni yakmazsa, kokusu sana bulaşır. (Hadis-i Şerif)

 
Günah Bir Bozulma, Tövbe İse Tamirdir
Cuma, 28 Mart 2008

Günah Bir Bozulma, Tövbe İse Tamirdir

Günah, kişinin inandıkları ile yap­tıklarının çelişmesi ve çalışmasıdır Mesela bir insan Allah'a ve Onun gönderdiği peygamber ve kitapların doğru olduğuna inandığı halde Kur'an ve hadislerde anlatılan hususların aksini yaparsa günah işlemiş olur. Kur'an'da çok net olarak içkiye yaklaşılmaması emredilir. Bir insan Kur'an'ın bu açık ve net yasağını yaparsa günahkâr olur. Günaha bir başka tarifle, Al­lah'ın emirlerini yapmama ve ya­sakladığı şeyleri yapma da diyebili­riz.
İnsanlar günaha girmekle bir deformasyon yaşarlar. Günahtan sonra kendini yenileme ve bir iç onarıma tövbe diyoruz. Tövbe aynı zamanda günah duygusu, nefis ve şeytanla hesaplaşmayı ifade eder. Nefsin, hayatı sorumsuzca sevk ve idaresine karşı, benlik ve iradenin, yüce dağlar gibi, günahın karşısına dikilip ona geçit vermemesidir. Tövbe kulun, yaptığı yanlışın farkına vararak bu yanlıştan dönmesi, bozulan manevi hayatını yeniden düzene sokmasıdır.

 
Abdulkadir Geylani Hazretlerinin Gönül Sofrasından (2)
Cuma, 28 Mart 2008

Abdulkadir Geylani Hazretlerinin Gönül Sofrasından (2)

Allah’ın selamı hidayete tabi olan üzerine olsun.

Kıymetli genç kardeşlerim, bu akşam sohbetimizde Sultanımız Abdulkadir Geylani (k.s) hazretlerinin bizlere nasihatlerini dinleyecegiz. Onun gönül pınarından süzülen rahmet damlalarından istifade etmeye çalışalım, rabbimiz feyiz ve bereketini daim eylesin rabbim rahmetini bizim üzerimizden eksik etmesin.
Evlatlarım;

Devamını oku...
 
Tevhid Ne Demektir?
Çarşamba, 26 Mart 2008

Tevhid Ne Demektir?

Şu varlık alemi için çeşitli teş­bihler yapılmıştır. Bunlardan birisi de "kâinat sarayı." İşte tevhid, bu sarayın sultanını bir bilme, birleme ve Ona hiçbir şeyi ortak koşmama itikadıdır.

Kâinat sarayının tabanı başka­sının, tavanı başkasının olmaz. Bu sarayın halıları, lâmbaları ve diğer eşyaları bir başka âlemden getirilip de buraya monte edilmiş değiller. Saraydaki her şey ve en önemlisi her misafir, saraydan doğuyor.
           -Bir çiçeğe bakalım: Topraktan gü­neşe kadar sarayın her şeyinin onda bir hissesi vardır. İnsan bedenine nazar edelim: Bu sarayın temel taşları olan elementler onda da mevcut. Meyveler dallara tutun­muş. Başka bir beldeden ithal edile­rek değil, ağacın içinden çıkarılarak. Güneş bu saraya lâmba olmuş. Bir başka yerden satın alınarak değil, sema ile birlikte yaratılarak.Bu âlemde bulunan sonsuz denecek çok varlık tevhit edilmiş, birleştirilmiş, aralarında ilgiler kurulmuş, bu varlık âlemi bir saray şekline sokulmuştur.
 


 
Aşure Günü
Çarşamba, 26 Mart 2008

Aşure Günü

Aşure gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır.

1.Hz. Musa'ya (a.s.) bugünde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara göm­müştür.

2.Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine bugünde demir­lemiştir.

3.Hz. Yunus (a.s.) balığın kar­nından bugün kurtulmuştur.

4.Hz. Adem'in (a.s.) tevbesi Aşure Günü kabul edilmiştir.

5.Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan bugün çıkarılmıştır.

6.Hz. Isa (a.s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yüksel­tilmiştir.

7.Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.

8.Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.

9.Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusufun hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.

10.Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığına o gün şifa bulmuştur.


 
 
Allah'ı(c.c.) Kim Yarattı?
Çarşamba, 26 Mart 2008

Allah'ı(c.c.) Kim Yarattı? 

Seksen vagonlu bir tren düşü­nünüz. Bu vagonlardan herbirisini bir öndeki vagonun çektiği söy­lenebilir. Fakat iş lokomotife da­yandığında, artık "Lokomotifi kim çekiyor?" diye bir sual sorulamaz. Zira, çeken fakat çekilmeyen bir lokomotif olmazsa, trendeki düzen bozulur ve hareket meydana gel­mez.
Diğer taraftan bir elma, elma fab­rikası olan, ağacında yapılmaktadır. Bu ağaç ise, kâinat fabrikasında inşa edilmiştir. Eğer elma ağacının da, kâinatın da, nihayetsiz bir ilim ve kudret sahibinin eseri olduğu kabul edilmezse, kâinat fabrikasına bir fabrika, o fabrikaya da başka fabrika gerekecek ve mesele bir noktaya dayandırılamadan sürüp gidecektir. Yaratılanların birbirini silsileler halinde meydana getirmesi müm­kün değildir ve onları yaratan, fakat kendisi yaratılmamış olan bir kudretin varlığı zaruridir. Bu hakikatler, bütün açıklığıyla ortada dururken Cenâb-ı Hakkı (hâşâ) kim yarattı diye soranlar, sadece cahilliklerini ortaya koymuş oluyor­lar.


 
Nasıl Tövbe Etmeliyiz?
Çarşamba, 26 Mart 2008

Nasıl Tövbe Etmeliyiz? Nasıl Tövbe Etmeliyiz

Tövbede asıl olan kişinin yaptığı hatadan dolayı içinde bir burkuntu ve pişmanlık duymasıdır. Kusurunu anlayan insan işlemiş olduğu gü­nahtan dolayı pişmanlık duyar, bir daha ona dönmemek için kesin karar verir, kul hakkı varsa bunu yerine iletir ve Allah'tan af diler.
Bunun yanında kişi, günlük hay­atında bilerek veya bilmeyerek yap­ması muhtemel yanlışlıklardan dolayı sık sık istiğfar etmelidir. 

Devamını oku...
 
Musibetzedeler Ahiret İnancıyla Rahatlar
Çarşamba, 26 Mart 2008

Musibetzedeler âhiret İnancıyla Rahatlar

Nev-i beşerin ehemmiyetli bir kısmı, hastalar ve mazlumlar ve bizim gibi musibetzedeler ve fakirler ve ağır ceza alan mahpuslar, eğer iman-ı âhiret onların imdadına yetişmezse, her vakit hastalığın ihtarıyla gözü önüne gelen ölüm ve intikamını alamadığı ve namusunu elinden kurtaramadığı zâlimin mağ-rurâne ihaneti ve büyük musibetler­de boşu boşuna malını, evlâdını kay­betmekle gelen elîm meyusiyeti ve bir-iki dakika veya bir iki saat keyif yüzünden beş on sene böyle bir hapis azabını çekmekten gelen ked­erli sıkıntı, elbette o biçarelere dünyayı zindan ve hayatı bir işkenceli azaba çevirir. Eğer âhirete iman imdatlarına yetişse, birden onlar nefes alırlar; sıkıntıları, meyu-siyetleri ve endişeleri ve intikam hiddetleri, derece-i imanına göre kısmen ve bazan tamamen zail olur. Hattâ diyebilirim ki, benim ve bir kısım kardeşlerimin bu sebepsiz hapsimizde ve dehşetli mu­sibetimizde, eğer iman-ı âhiret yardım etmeseydi, bir gün da­yanmak, ölüm kadar tesir edip bizi hayattan istifa etmeye sevk edecek­ti.
(Şualar, II. Şua)


 
Müjdelenen Kullar
Çarşamba, 26 Mart 2008

Müjdelenen Kullar

‘Allah'tan korkan mütevazı kullan da müjdele. O kimseler ki, Allah anıldığında kalbleri titrer; başlarına gelen her şeye karşı sabırlıdırlar; nama­zlarını dosdoğru kılarlar ve kendilerine nzık olarak verdiğimiz şeylerden bağışta bu­lunurlar.’

(Hac Sûresi. 34-35)

‘O kimseler ki, kendilerine yeryüzünde imkân ve iktidar verdiğimizde namazlarını dos­doğru kılarlar, zekâtlarını verirler, iyiliği teşvik edip kötülükten  sakındırırlar. Bütün    işlerin   akıbeti   ise Allah'a aittir.’

(Hac Sûresi. 41)

 
Marifetullah
Çarşamba, 26 Mart 2008

Marifetullah

Bütün hakikî saadet ve hâlis sürür ve şirin nimet ve safı lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır. Onlar, onsuz olamaz. Cenâb-ı Hakkı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra, es­rara, ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır. Onu hakikî tanı­mayan, sevmeyen, nihayetsiz şekavete, âlâma ve evhama manen ve maddeten müptelâ olur.

Evet, şu perişan dünyada, âvâre nev-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta, sa­hipsiz, hamisiz bir surette, âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder? (Mektubat, 20. Mektup)

 
Hayırda Yarışanlar
Çarşamba, 26 Mart 2008

Hayırda Yarışanlar

‘O kimseler ki, Rablerinin korkusundan ürperirler.

Onlar Rablerinin âyetlerine îmân etmekte sebat gösterir­ler.

Onlar Rablerine asla or-tak koşmazlar.

Onlar verdiklerini, Rable­rinin huzuruna dönecekleri korkusuyla kalbleri ürpererek verirler.

İşte onlar hayırlı işlerde yarışanlar ve bu yolda önde gidenlerdir.

Biz kimseyi gücünün yet­tiğinden fazlasıyla mükellef tutmayız.’

(Mü'minûn Sûresi, 57-62

 
Allah'ın En Sevdiği Amel Namaz
Salı, 25 Mart 2008

Allah'ın En Sevdiği Amel: Namaz

Namaz Kur'an'da tam 70 kez emredilmiştir. Bunun kadar çok zik­redilen, üzerinde ısrarla durulan başka bir ibadet yoktur.

En basit bir âmirin emri karşısın­da boyun eğen biz insanların, Kâinatın Yaratıcısının bunca emir ve ısrarı karşısında tir tir titrememiz gerekmez mi?

Okulda öğretmenimiz, işyerinde müdürümüz, askerde komutanımız bir iş emrettiğinde derhal yapıp, onların sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmak isterken, nasıl olur da Rabbimizin bu emirlerine karşı ilgisiz kalabiliriz?

Nasıl olur da, her şeyi elinde tutan Zât-ı Zülcelale sanki kafa tutar gibi, sanki meydan okur gibi, sanki "Sen ne emredersen emret, benim daha önemli işlerim var" dercesine, namaz kılmadan durabi­liriz?

Peygamberimize (a.s.m.),

"Allah'ın en çok sevdiği amel hangi­sidir?" diye sorulunca, "Vakti gelince kılınan namazdır" buyurdu. Bu hadis gösteriyor ki, namazdan daha üstün bir ibadet yoktur ve ola­maz.


 
Şeytanın Çengelleri
Salı, 25 Mart 2008

Şeytanın Çengelleri

Rivayete göre, Iblis'in elinde fark­lı çengeller olduğu halde, Hz. Zekeriyya'ya (a.s.) göründü.

İblis'i o halde gören Hz. Zekeriyya (a.s.) ona şöyle sordu:

"Bu çengeller nedir?"

İblis'in cevabı şu oldu:

"Ben Ademoğlunu bunlarla yakalar ve bunlarla aldatırım."

Hz. Zekeriyya (a.s.);

"Bana da bir çengel vurabilir misin?" diye sorunca, İblis:

"Evet, karnını iyice doldurduğun zaman, namaz ile zikirden sana ağır­lık veririz."

Hz. Zekeriyya (a.s.) bu cevabı alıralmaz şöyle dedi:

"O halde ben de asla karnımı tam doldurmayacağım."

Bunun üzerine İblis söylediğine pişman oldu ve dedi ki:

"Ben de daha hiç kimseye fikir vermeyeceğim."


 
Peygamberimiz Bütün İnsanlığa Gönderilmiştir.
Salı, 25 Mart 2008

Peygamberimiz Bütün İnsanlığa Gönderilmiştir.

‘Biz her peygamberi kendi toplumunun diliyle gönderdik ki onlara apaçık anlatabilsin.’(İbrahim, 4) Bazıları bu âyeti göstererek Kur'ân'ın muhatabının sadece Araplar olduğu sonucuna varıyor. Halbuki bu âyeti böyle yorumlamak mümkün değildir. Çünkü Peygam­berimiz Kur'ân'ın deyimiyle "bütün âlemlere rahmet olarak gönderil­miştir." Onun getirdiği mesajın muhatabı bütün insanlardır. Kur'-ân'daki hitapların "Ey insanlar" olarak geçmesi, bunun en açık delilidir.Bu âyet peygamber ile toplum arasında olması gereken sosyolojik bîr gerçeği ifade etmektedir. Bu, hitap edenle karşısındaki insan arasında dil birliğinin olması gerekliliğidir. Kur'ân bu âyette top­luma yön vermek isteyenlere, "Eğer başarılı olmak istiyorsanız toplumunuzun diliyle konuşun. Bu İlâhî bir konudur. Kendi fildişi kul­enizden onlara seslenirseniz ne siz onları anlamış olursunuz, ne de onlar sizi anlamış olurlar. Dolayı­sıyla olumlu hiçbir sonucu ula­şamazsınız" demektedir.

 
Umreye Gidene Hac Farz Olur Mu?
Salı, 25 Mart 2008

Umreye Gidene Hac Farz Olur Mu?

Maddî durumu müsait olmayan bir kimse herhangi bir sebeple Mekke'ye gidip Kabe'yi görecek olsa, orada bulunduğu vakit hac mevsimine rast gelir ve hac yapma imkânını da bulursa, bu ibadeti yer­ine getirmesi gerekir.

Fakat Mekke'de bulunduğu vakit hac dönemine rast gelmiyor, ancak orada kalabiliyorsa, bazı Hanefi âlimlerine göre hac mevsimini bek­leyip haccı yapması gerekir. Orada uzun müddet beklemenin zor ola­cağı ve kişinin bazı işlerinin aksayacağını nazara alan bir kısım âlimlere göre ise, böyle bir insanın Mekke'de kalıp beklemesi mecburi değildir. Şimdi ise, hac mevsimini beklemek için Mekke'de kalmak mümkün değildir.

Bu durumda, hac mevsiminden önce vazifeli olarak gidip bu vesi­leyle umre yapan veya herhangi bir sebeple Kabe'yi gören fakir bir kim­seye hac farz olmaz. Zira hapis korkusu ve devletin sınır dışı etme endişesi vardır. Ayrıca zengin de ol­madığına göre haccın farz olduğu söylenemez.


 
Geliri haramdan olan birinin davetine gidilir mi?
Salı, 25 Mart 2008

Geliri haramdan olan birinin davetine gidilir mi?

Bir yakınımız ve dostumuz ta­rafından yapılan davete katılmak sünnet, bazı hallerde de vaciptir. Ancak bu gibi hallerde, o kimsenin kazancının helâl ve haram olması yönünün göz önünde bulundurul­ması gerekir.

Hiçbir şekilde araştırmaya gerek duymadan, inceleme yapmadan ikramların kabul edilmesi, ikram eden kadar yiyeni de sorumlu duru­ma düşürür.

Kazancının çoğu haramdan mey­dana gelen, faiz, rüşvet gibi gayr-ı meşru yollardan kazanan kimsenin ikram ve davetine gitmek, hediyesi­ni kabul etmek, bîr çeşit haram yeme sayılacağından çok dikkatli olmak gerekir. Eğer hazırlanan yemek, helâl bir mirastan ve borç­tan alınarak hazırlanmışa, bunda bir engel yoktur. '.

Bu meselede davet sahibinin ka­zancının helâl ve haram olması çoğunluğa göredir. Yani gelirinin çoğu haram yoklan tenin edikntşse haram hükmündedir, helâl kısmı fazlaysa o zaman da helâl hük­mündedir. Böylelikle helâl kısmın­dan istifade edilmiş olur.


 
Cennetle Müjdelenen On Sahabe
Salı, 25 Mart 2008

Cennetle Müjdelenen On Sahabe

Hayattayken Peygamber Efen­dimiz (s.a.v.) tarafından Cennetle müjdelenen ashabın ileri gelen­lerinden on meşhur sahabi şun­lardır: Hz. Ebû Bekr, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Abdurrahman b. Avf, Hz. Ebû Ubeyde b. Cerrah, Hz. Talha b. Ubeydullah, Hz. Zu-beyr b. Avvam, Hz. Sa'd b. Ebi Vakkâs, Hz. Said b. Zeyd.

Bu büyük sahabilerin kendilerine has özellikleri vardır. Meselâ: Mekke'de ilk Müslüman olan bu şahsiyetler Peygamber Efendimize ve İslâm dâvasına büyük katkıları olan kişilerdir. Bu büyük sahabilerin hepsi İslâm devletinin müşriklere karşı giriştiği ilk büyük cihat hareketi olan Bedir Gazvesinde bulundukları gibi, Peygamberimize, onu, ve islâmı sonuna kadar koruya­caklarına dair Hudeybiye gününde ağaç altında biat etmişlerdir.

İslâm akidesi için Allah yolunda çarpışmaktan geri durmamışlardır. Hadis âlimlerinden bazıları eserler­ine bu on sahabinin rivayet ettikleri hadîslerle başlamışlardır.


 
 
Peygamberimizin(s.a.v.) Çocuk Sevgisi
Salı, 25 Mart 2008

Peygamberimizin(s.a.v.) Çocuk Sevgisi

Peygamberimizin (a.s.m.) ço­cuklara olan şefkati ve sevgisi bam­başkaydı. Bir çocuk gördüğü zaman Peygamberimizin (a.s.m.) mübarek yüzünü neşe ve sevinç kaplardı. Onu kucaklan okşar ve öperdi.

Çocuklarla arkadaşça konuşur, onların yanında çocuklaşır, anlayış seviyelerine göre sohbet eder, öğütler verirdi.

Peygamberimiz (a.s.m.) özelikle kendi çocuk ve torunlarına çok düş­kündü. Onlar için şefkatli bir baba, merhametli bir dedeydi.

Kızı  Fatıma'yı  çok severdi. Bir sefere çıkacağı zaman en son ona uğrar, dönüşünde ise önce onun yanına giderdi.

Bir gün minberde hutbe o-kurken Hasan ve Hüseyin'in düşe kalka mescide girdiklerini görür. Konuşmasını yarıda keserek aşağı iner, onları tutar, bağrına basar. "Cenâb-ı Hak, 'Mallarınız ve çocuk­larınız sizin için birer imtihan vesile­sidir' buyururken ne kadar doğru söylemiştir. Onları görünce da­yanamadım" dedikten sonra ko­nuşmasına devam eder.


 
Müslümanların Arasını Bulmak
Salı, 25 Mart 2008

Müslümanların Arasını Bulmak

Müslümanlar, aralarında dargın­lığa varacak söz ve davranışlardan sakınmalıdırlar. Her şeye rağmen dargınlık otursa dargınlıklarını gider­meye, anlaşmazlıkları çözmeye gayret etmelidirler.

Bunun da mümkün olmadığı yer­lerde, Müslümanların, diğer Müs­lüman kardeşlerinin aralarını bul­maya çalışıp, onları barıştırmaları ahlâkt görevleridir. Çünkü Allahu Teâlâ: "Mü'minler kardeştirler, kar­deşlerinizin arasını düzeltin'' (Hu-curât, 10) buyurmuştur.

Peygamberimizin  (s.a.v.)  Müslümanlara arabuluculuk yapmalarını tavsiye ettiğini, kendilerinin de biz­zat gidip dargın Müslümanları barıştırdığını biliyoruz.

Bir gün Resulullah ashabına: "Si­ze, namaz, oruç ve sadakadan daha üsiün bir şey göstereyim mi?" buyurdu. Onlar: "Evet, ya Resulullah," dediler. Pey­gamberimiz de "Arabulmak, barıştırmaktır. Çünkü aranın bozul­ması saçı kökünden kazır demiyo­rum, dini kazır" (Tirmizî. Kıyâme 56) buyurdu.


 

 
Akıl Tek Başına Yaratanını Bulabilir Mi?
Salı, 25 Mart 2008

Akıl Tek Başına Yaratanını Bulabilir Mi?

Ne göz her varlığı görür, ne kulak her sesi işitir, ne de akıl her şeyi anlar. Herşey Allah'ın mülkü ve mahlukudur. Akıl ise o her şeyden sadece bir şeydir. Ve her mahluk gibi o da mahdut, sınırlı bir varlıktır. Henüz bir hücreyi bile tam olarak izah edememiş, genin şifrelerini çö­zememiş, mahiyetini anlayama­mıştır. Galaksilere sınır biçememiş, semanın azametini rakamlara döke-memiş, kısacası, insan aklı henüz mahlukat dairesini, bütünüyle anlamış değildir. Bu haliyle kalkıyor, Hâlıkıyeti anlamaya, bu mukaddes sahada tahminler yürütmeye zor­lanıyor. Kaldı ki, akıl henüz kendi mahiyetinin bile cahili; nasıl bir mahluk olduğunu hakkıyla anlamak­tan âcizdir.

Cenâb-ı Hakkın mukaddes Zâtı hakkında ortaya atılan bütün hay­aller ve vehimler, "Akıl mahluktur, Halikını ihata edemez" hakikatine göz kapamanın birer acı neticesidir.

Evet, 'Akıl mahluktur, Halikını ihata edemez." Yani, hakkıyla kavrayamaz, lâyıkıyla bilemez.


 
Nefse Haddini Bildirmek
Salı, 25 Mart 2008

Nefse Haddini Bildirmek

Bir ülke, başka ülke aleyhinde haddi aşınca, ona "sert bir uyarı" anlamında "ültimatom" verilir. Vücut ülkesinin yönetiminde, nefis, zaman zaman haddini aşmakta, âdeta "Bu ülkeyi ben yönetirim, burada benim dediğim olur!" demektedir.

Haddini aşan bu nefse, "İt ürür, kervan yürür. Senin isteklerin beni bağlamaz. Ben yolumda gidiyorum!" diyebilen insan, nefsinin payını ver­miş olur. Nefsin hoşuna gitmese de, ara sıra şu tür ifadelerle nefse seslenmek gerekir: "Ey nefs-i emmarem! Sana tâbi değilim! Sen istediğin şeye ibadet et ve istediğin şeyin peşine düş. Ben ancak ve ancak beni yaratıp güneş, ay ve dünyayı istifademe sunan Yüce Yaratıcı'ya kul olurum. Kalbime gelen en ince, en gizli hatıraları işittiği ve kalbimin meyil ve arzularını tatmin ettiği gibi, akıl ve hayalimin temenni ettikleri e-bedi saadeti vermeye kadir olan Cenab-ı Haktan başka hiçbir şeye ibadet etmem." (Mesnevî-î Nuriye. s. 109)



 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 51 - 75 Toplam: 138
2008 İrfan Meclisi.Com Tasavvuf Noktanız.  Our site is valid CSS Our site is valid XHTML 1.0 Transitional