Anasayfa arrow Sohbetler
İrfan Meclisinden Sohbetler
Hicri Takvim
Pazartesi, 24 Mart 2008

Hicri Takvim

Hicri takvim, Peygam­berimizin (s.a.v.) Mekke'den Medine'ye hicretini tarih baş­langıcı olarak alan takvimdir.

Hz. Ömer devrine kadar Müslümanlar arasında çeşitli olaylar tarih başlangıcı olarak kullanılıyordu. Bu ise karışık­lığa sebep oluyordu. Bunu önlemek için Hz. Ali'nin tekli­fiyle "hicret", tarih başlangıcı olarak kabul edildi.

Hicrî aylar şunlardır: Mu­harrem, Sefer, Rebiülevvel, Rebiülâhir, Cemâziyelevvel, Cemâziyelâhir, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade, Zilhicce.

 
Habibullaha İtaat
Pazartesi, 24 Mart 2008

Habibullaha İtaat

Eğer Allah'a muhabbetiniz varsa, Habibullaha ittibâ edile­cek.
İttibâ edilmezse, netice veriyor ki, Allah'a muhabbe­tiniz yoktur.
Muhabbetullah varsa, netice verir ki, Habibullahın Sünnet-i Seniyyesine ittibâı intaç eder.

Evet, Cenâb-ı Hakka iman eden, elbette Ona itaat ede­cek. Ve itaat yollan içinde en makbulü ve en müstakimi ve en kısası, bilâşüphe, Habibullahın gösterdiği ve takip ettiği yoldur.

(Lem'alar, 11. Lem'a)

 
Toplum Düzeni Birlik Beraberlikle Sağlanır.
Pazartesi, 24 Mart 2008

Toplum Düzeni Birlik Beraberlikle Sağlanır.

Bazı organları hasta olan bir in­sanın vücudu nasıl zayıf ve güçsüz düşerse, düşmanlıkların yay­gınlaştığı, birlik ruhunun kaybolduğu toplumlar da öyle güçsüzleşirler. Bu da düşmanın işine yarar.

Bunun için bir milleti yıkmak isteyenler, önce o milleti meydana getiren fertler arasında ayrılık tohumlan ekerek onları birbirine düşürürler. Birlik ve beraberliklerini bozarlar.

Bu gerçek öteden beri bilindiği için, dünyaya hükmetmiş nice büyük devletler,   düşmanları   tarafından önce içeriden parçalanmış, sonra yıkılıp tarihten silinmişlerdir.

Cenâb-ı Hak, "Hepiniz birden Allah'ın ipine (İslama) sanlın, asla ayrılmayın" (Âl-i Imrân, 103) buyurmuş ve Müslümanları Kur'ân'ın etrafında birlik olmaya çağırmıştır.

Dinimizin birlik ve beraberlikle ilgili emir ve tavsiyelerine dikkat etmeli ve Peygamberimizin buyur­duğu gibi, "cemaatin (birlik ve beraberliğin) rahmet, ayrılığın azap" olduğu unutulmamalıdır.

 
O'nun(s.a.v) Duasıyla Kısır Keçi Süt Verdi
Pazartesi, 24 Mart 2008

O’nun(s.a.v) Duasıyla Kısır Keçi Süt Verdi

Peygamberimiz en yakın arkadaşı Hz. Ebû Bekir ile birlikte Medine yolundaydı. Hicret ediyorlardı. Yol güzergâhında Ümmü Mabed adında bir kadının evine misafir oldular. Kadının çok zayıf, kısır bir keçisi vardı.

Peygamberimiz Ümmü Mabed'e sordu: "Bu keçinin sütü var mı?" Ümmü Mabed: "Yâ Resulallah, bu keçinin vücudunda kan yok ki, nere­den sütü olacak?"

Peygamber Efendimiz keçinin sırtına mübarek elini sürdü, sonra memesini meshetti, dua etti, ardın­dan da, "Bir kap getirin, sütü sağın"buyurdu.

Keçinin sütünü sağdılar. Kaplar dolusu süt çıktı. Bu sütten önce Peygamberimiz içti, arkasından Hz. Ebû Bekir içti, sonra da ev halkı doyasıya içtiler.

Hayatından ümit kesilen bu cılız ve kısır keçi daha sonra semizleşti ve o şekilde mübarek kaldı.

Efendimizin eli değince keçi bile değişiyordu, sütsüzken süt verm­eye başlıyordu. Her varlık onun temasıyla âdeta canlanıyor, heye­canlanıyor, onun isteğini ve arzusunu yerine getirmek için bekleşiyordu.

 
Cenab-ı Hak Rızkımızı Nasıl Gönderiyor?
Pazartesi, 24 Mart 2008

Cenab-ı Hak Rızkımızı Nasıl Gönderiyor?

Bediüzzaman'la talabeleri, bir gün otomobille Emirdağ'dan Eskişehir'e gidiyorlardı.
Yaz mevsimiydi.
Buğday tarlalarının içinden geçiy­orlardı.
Yolun iki tarafı da göz alabildiğine sarı buğday başaklarıyla doluydu.
Arabayı kullanan talebesiyle ön tarafta! oturan diğer talebesi aralarında konuşuyorlardı.
"Bu tarlalardan ne kadar buğday çıkar ve ne kadar ekmek yapılır?" diye hesap ediyorlardı. Bediüzzaman bunların bu ko­nuşmalarını duydu.
"Kardeşim," dedi. "Ekmeği sizin, tefekkürü benim!"
Talebeleri mahcup olmuşlardı. ,  Sustular.
Bediüzzaman devam etti:
"Ben bu tarlalardan, sahiplerin­den daha çok istifade ediyorum," dedi.
"Ben bunları gördükçe Cenâb-ı Hakkı hatırlıyorum. Bizim rızkımızı nasıl gönderiyor onu düşünüyo­rum."

 
Hz Ali (R.A.)
Pazartesi, 24 Mart 2008

Hz Ali (R.A.)

Peygamberimize peygamberlik vazifesi verildiğinde, Hz. Ali ilk iman edenler safında yerini aldı. Bu sıra­larda on yaşlarındaydı. Medine'ye hicretten sonra Muhacirler ile Ensar arasında kurulan kardeşlik antlaş­masında Peygamberimiz, "Sen dünyada da âhirette de benim kardeşimsin" diyerek onu kendisine kardeş olarak seçti. Daha sonra da kızı Hz. Fâtımâ ile evlendirdi. Bu evlilikten Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin dünyaya geldi.

Kahramanlığıyla meşhur olan Hz. Ali, Bedir, Uhud, Hendek ve Hayber başta olmak üzere hemen hemen bütün savaşlara katıldı. Bazı savaşlarda Resûl-i Ekremin sancaktarlığını yaptı ve çok büyük kahra­manlıklar gösterdi. Bundan dolayı kendisine "Esedullah" (Allah'ın aslanı) unvanı verildi. Peygamberimizin vahiy kâtipliğini de yapan Hz. Ali, ondan manevî ilimler de aldı. Efendimiz, "Ben kimin dostu isem Ali de onun dos­tudur" buyurarak Hz. Ali'ye olan sevgisini ifade etmişti.

Dördüncü halife, olan Hz. Ali, 661 yılında Kûfe'de, bir Haricî tarafından zehirli bir hançerle şehit edildi.

 
Nazardan Korunmak İçin Ne Yapmalı?
Pazartesi, 24 Mart 2008

Nazardan Korunmak İçin Ne Yapmalı?

İnsanı tesiri altına alan, hasta e-den bazı olaylar vardır ki, tıp ilmi bu konularda çaresizdir. Gerçek sebebi hakkında da açık bir bilgi vere­memektedir. İşte bunlardan birisi de "nazar etme," "göz değme"dir.

Peygamberimiz, "Göz değmesi haktır. Deveyi kazana, insanı da kabre girdirir" (Keşfü'l-Hafâ, 2:76) buyurmaktadır.

Nazardan ve ondan gelebilecek serden Allah'a sığınmalıdır. Peygamberimiz (a.s.m.) bir hadiste, "Nazardan Allah'a sığınınız" (Ibni Mâce,  Tlb: 32) buyurarak, şifayı Allah'tan istememizi tavsiye etmek­tedir.

Peygamberimizin (a.s.m.) göz değmesi karşısında ondan ko­runmak için hangi duaları okuduğu ve neler yaptığı şöyle anlatılır:

"Resulullah (a.s.m.) (Cinlerin ve insanların nazanndan Allah'a sığınırım, gibi dualarla) cinlerin na­zarından, sonra da insanların nazarından Allah'a iltica ederdi. Sonra Muayvizetân (Felâk ve Nâs Sûreleri) inince bu sûrelere devam etti. Diğer duaları terk etti." (Ibni Mâce.Tıb: 34)

 
Telaşı Niyeymiş?
Pazartesi, 24 Mart 2008

Telaşı Niyeymiş?

Prof. Dr. M. Esad Coşan Hoca-efendi anlatıyor;

Bizim Erzincanlı fakir bir kom­şumuz vardı. Hanımı da, kendisi de Allahu âlem evliyadan idi. Ayağına bir hastalık isabet ettiği için, birini kesmişlerdi. Ama, ayağının kesil­mesi, yüzünden tebessümü kesememişti. Çünkü inancı kuv­vetliydi. Kaderden diyor, hastalığına da, her şeye de rıza gösteriyordu.

Vefatı anında çok şiddetli nefes alıp veriyor. Alnı boncuk boncuk terlemiş. Kan ter içinde âdeta. Tabiî vefalı hanımı başında bezle alnını siliyor. Şefkatle sormuş bir ara beyine:

"Efendi, çok mu acı çekiyorsun, niye böyle nefes nefesesin?"

"Ne aci çekmesi!" demiş adam. "Hocaefendimizle hac yapıyoruz da, bu topal ayağımla arkasından koşacağım da yetişeceğim diye uğraşıyorum. Bu yüzden nefes nefeseyim!"

Allah, nasıl alıyor salih bir ku­lunun ruhunu... Hacda tavaf eder gibi. Vefat telaşını, hacda hocasına yetişme telaşı olarak gösteriyor.

 
Hicri Yılbaşı
Pazartesi, 24 Mart 2008

Hicri Yılbaşı
           Hicret, İslâm inkılâbının bir dö­nüm noktasıdır. Hicrete kadar geçen dönem zulüm ve işkence altında yaşanan eşi görülmemiş bir sabır ve metanet devresidir. Hicret, bu sabır ve metanetin İslâmın kutsal değerlerine olumsuz etkilerden baş­ka birşey getirmeyeceğinin an­laşılması ve Cenab-ı Hakkın izniyle gerçekleşmiştir.

Böylece Hicret basit bir göç hadisesi değil, İslâmı kurtarma tak­tiği ve onu daha geniş kitlelere yayma idealinden kaynaklan­maktadır.Hicretin İslâm tarihinde yeri büyüktür. Herkes bu fazilete sahip olma arzusunu içinde taşımıştır. Bunun içindir ki, Peygamber Efendimiz (a.s.m.) Hicretin sadece Mekke'den Medine'ye göç eden mü'minlere bağlı bir fazilet olarak kalmaması, daha sonraki insanların da bundan nasiplenmesi için "Hic­reti önemli bir İslâmî kavram ola­rak değerlendirmiş ve şöyle bu­yurmuştur:

"Gerçek muhacir, Allah'ın ya­sakladığı şeylerden kaçınan, onları terk eden kimsedir."

 
Kitaplara İman Ne Anlama Geliyor?
Cumartesi, 22 Mart 2008

 

Kitaplara İman Ne Anlama Geliyor?

Kitaplara inanmak Allah'a, me­leklerine ve peygamberlerine inan­manın bir gereğidir. Allah insanlara doğru yolu göstermek üzere, içlerinden seçtiği peygamberler aracılığı ile kitaplar gönderir. Kitaplar, melek aracılığı ile gelen vahiyler toplamıdır. Allah'a inanmak­la birlikte meleklere, peygamberlik kurumuna ve kitaplara karşı çıkan kişi, İslâmın inanç bütünlüğünden . uzak düşmüş olur.

Kitaplara iman, Kur'ân'la birlikte eldeki muharref Tevrat, Zebur ve İncil'de de gerçekliğini, doğruluğunu kabul anlamına gelmez. Mü'min onların asıllarının Allah kelâmı olduğunu kabul etmekle yükümlü olduğu kadar, elde bulunan biçimle­rinin bozulmuş olduğunu da kabul etmekle yükümlüdür.

Bu nedenle Tevrat ya da İn­cil'den gelen bir bilgiyle karşılaşan mü'min, bu bilginin doğru ya da yanlış olduğunu söylemeden önce Kur'ân'a başvurmak zorundadır. Bilginin Kur'ân'la çelişmemesi duru­munda bilginin doğru olduğunun kabul edilmesinde bir sakınca yok­tur.


 
Namaz Kötülüklerden Alıkoyar.
Cumartesi, 22 Mart 2008

Namaz Kötülüklerden Alıkoyar.

Namaz, "her yerde ve her zaman Allah'la birlikte olduğunu bilme şuuru" olan huzur-u daimînin yer­leşmesine vesile olur. Namaz, Rabbe teslim olma, Ona boyun eğme, Ona yalvarıp ihtiyaçlarını isteme zamanıdır.

Düşünün ki, günde beş kez ebedî sevgilinizin huzuruna çıkacaksınız. Her şeyin sahibi, bütün evreni son­suz kudretiyle idare eden Yüceler Yücesinin dergâhında boyun bükeceksiniz. Günah işleyebilir misiniz?

İnandığınız, güvendiğiniz, yardım istediğiniz Rabbinize


olan bağlılığınızı günde beş vakit ta­zeleyeceksiniz. Emirlerine karşı gelebilir misiniz?

Koskoca cehennem ve kabir, azabının küçük bir tecellisi olan Kahhar-ı Zülcelale günde beş defa hesap vermek için yemin etmişsi­niz. İsyan edebilir misiniz? İşte namazın bu azametli etkisinden dolayı Rabbimîz bize şu gerçeği hatırlatıyor: "(Habibim) Sen vahyedilen kitabı oku ve namaz kıl. Muhakkak ki, namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar."

(Ankebut, 45)


 
Öldükten Sonra Tekrar Nasıl Diriltileceğiz?
Cumartesi, 22 Mart 2008

Öldükten Sonra Tekrar Nasıl Diriltileceğiz?

Kur'ân-ı Kerimde öldükten sonra dirilme üzerinde çok durulur. Çünkü Mekke müşrikleri bunu bir türlü kabul edemiyorlardı. Kur'ân-ı Kerimde ifade edildiği gibi, "Hayat ancak dünya hayatıdır. Biz tekrar diriltilecek değiliz" (En'am, 28) diyorlardı.

Bir şeyin benzeri ve örneği yok iken onu ilk defa yaratan, öldükten sonra tekrar benzerini meydana getirmeye elbette kadirdir. "Bütün varlıkları yoktan var eden ve sonra da tekrar diriltecek olan Allah'tır. Bu, Ona pek kolaydır." (Rum, 27)

Ubey b. Halef, bir gün Peygamber Efendimize (s.a.v.) geldi. Elinde bulunan çürümüş bir kemiği ufala­yarak, "Böyle çürüdükten sonra bunu tekrar kim diriltecek?" dedi. Bunun üzerine aşağıdaki âyetler indi:

"İnsan kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmez mi ki, hemen apaçık bir hasım kesilir. Yarattığımızı unutarak bize misal getirir ve 'Çürümüş kemikleri kim diriltecekmiş' der. De ki: Onlan ilk defa yaratan diriltecektir. O, bütün yaratılanları çok iyi bilir."

(Yâsîn. 77-79)


 
Çirkin Lakapla Hitap Etmemeli
Cumartesi, 22 Mart 2008

Çirkin Lakapla Hitap Etmemeli

Kur'an-ı Kerimde şöyle buyu-rulur: "Ey mü'mirıler, bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha iyidir. Kadınlar da kadınları alaya al­masın, belki onlar kendilerinden daha iyidir. Kendi kendinizi a-yıplamayın. Birbirinizi kötü lâkap­larla çağırmayın." (Hucurât, II)

Âyet-i kerimede üç husus dikkate veriliyor: İnsanları alaya almak, insanın kendi kendini ayıplayıp kötülemesi, hoşlanmayan lâkaplarla çağrılması.

Mü'minlerin birbirlerini kötü lâ­kapla, sonradan uydurulan adlarla çağırmamaları istenmektedir.

Ayetin yasakladığı lâkaplar, muhatabın sevmediği ve hoşlan­madığı lâkaplardır. Hakareti andıran bütün sözler bu yasaklamanın içine girmektedir.

Bir insan, Müslüman kardeşini çağırırken ve sohbet ederken onun hoşlanmadığı bir lâkapla hitap et­memelidir. Meselâ fakir bir insana fakirliğini îmâ eden bir lâkap kulla­nılamayacağı gibi, sakat bir insana da hoşlanmadığı şekilde sakatlığını belirtecek bir ifade sarf edilmeme­lidir.


 
İmanı Yenilemeye Sürekli İhtiyaç Var
Cumartesi, 22 Mart 2008

 

İmanı Yenilemeye Sürekli İhtiyaç Var

İnsanın hem şahsı, hem âlemi her zaman teceddüt ettikleri için, her zaman tecdid-i imana muhtaçtır. Zira insanın herbir ferdinin manen çok efradı var. Ömrünün seneleri adedince, belki günleri adedince, belki saatleri adedince birer ferd-i ahar sayılır. Çünkü, zaman altına gir­diği için, o ferd-i vahid bir model hükmüne geçer, hergün bir ferrf-i ahar şeklini giyer.

Hem insanda bu taaddüt ve te­ceddüt olduğu gibi, tavattun ettiği âlem dahi seyyardır. O gider, başkası yerine gelir. Daima tenevvü ediyor, hergün başka bir âlem kapısını açıy­or.İman ise, hem o şahıstaki her ferdin nur-u hayatıdır, hem girdiği âlemin ziyasıdır. Lâ ilahe illallah ise, o nuru açar bir anahtardır. Hem insanda madem nefis, hevâ ve vehim ve şeytan hükmediyorlar; çok vakit imanını rencide etmek için, gafletinden istifâde ederek, çok hileleri ederler, şüphe ve vesveselerle iman nurunu kaparlar. Hem zâhir-i şeriate muhalif düşen ve hattâ bazı imamlar nazarında kü­für derecesinde tesir eden kelimat ve harekât eksik olmuyor. Onun için, her vakit, her saat, hergün tec­did-i imana bir ihtiyaç vardır. (Mektubat)


 
Büyüklerden Çocuklarına Öğütler
Cumartesi, 22 Mart 2008

Büyüklerden Çocuklarına Öğütler

Imam-ı Gazali: "Ey oğul! Bil­mediklerini öğrenmek istiyorsan, ilk önce bildiklerinle amel etmelisin. Allah vergilerinin en hayırlısı akıl ve ilim olduğu gibi, musibetlerin en kötüsü de ahmaklık ve cehalettir."

Mevlânâ Celaleddin Rûmi: "Ey oğul! Eğer düşmanını sevmek, düş­manının da seni sevmesini istiyor­san, kırk gün onun iyiliğini ve hayrını söyle. Göreceksin ki o düşman, senin en yakın dostun olacaktır."

İbrahim Edhem: "Ey oğul! Va­kitlerin en şereflisi olan gençlik çağı, amellerin en faziletlisi olanlar için harcanmalıdır. İşbu ameller mukad­des yüce Hakkın ibadet ve taatidir."

Şeyh Edebali: "Ey oğul! Caniler arasında alime, zenginken fakir düşene ve hatırlıyken itibarını kaybedene acı. Unutma ki, yüksek­te yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir."

Lokman Hekim: "Ey oğulcuğum! Yürüyüşünde tabii ol, sesini alçak, çünkü seslerin en çirkini elbette merkeplerin sesidir."


 
Erkek Hanımına Nasıl Bir Gözle Bakmalı?
Cumartesi, 22 Mart 2008

Erkek Hanımına Nasıl Bir Gözle Bakmalı?

Kadın "refika-i hayattır," yani hayat arkadaşı...

Bu arkadaşlığın sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir şekilde devam etmesi ise kocasının kendisine bakış tarzına bağlıdır.

Bediüzzaman'ın meâlen şu ifade ve tavsiyeleri, bir erkeğin hanımına nasıl bakması gerektiğine dikkatler­imizi çekiyor:

Hayat arkadaşını, ilâhi rahmetin cana yakın, ince ruhlu, yumuşak, lâtif bir hediyesi olduğu için sev. Fakat çabuk bozulan suretine, sadece maddi güzelliğine gönlünü bağlama.

Kadının en çekici, en tatlı güzelliği, kadınlığa özgü bir incelik ve nezaket içindeki iç güzelliği, gönül zenginliğidir.

En değerli ve en şirin güzelliği ise, yüksek, ciddi, samimi ve ve berrak şefkatidir. Bu şefkat ve sîret güzelliği hayatının sonuna kadar devam eder.

Ve o zayıf, lâtif ve ince varlığın saygınlığı ve hukuku ancak böyle bir sevgiyle korunur. Yoksa dış güzel­liğin kaybolmasıyla o biçare insan, en muhtaç olduğu bir zaman olan öbür âlemde o hakkını kaybede­cektir.


 
Akraba İle İlişki Kesilmemeli
Cumartesi, 22 Mart 2008

Akraba İle İlişki Kesilmemeli

Kur'ân-ı Kerimde akrabaya iyilik etmek, Allah'a, Resulüne ve anne-babaya itaatten sonra zikredilir. Bu ise, mü'minin üzerine büyük bir sorumluluk getirir.

Akraba ziyaretlerini değişik şe­killerde devam ettirmek müm­kündür. Fırsat buldukça zi­yaretlerine gitmek, hal ve hatırlarını sormak, gerektiğinde yardımlarına koşmak, ihtiyaçları varsa elden gel­diği kadar gidermeye çalışmak ve İlişkiyi devam ettirmek gerekir.

Bu bağ, kişinin hem dünyası, hem de dini için önemlidir. İnsanın rızkının bereketlenmesi ve ömrünün nurlanması bakımından apayrı bir yeri olduğu gibi, âhirete ait mükâfatı ve sorumluluğu açısın­dan da ihmal edilmemesi gereken bir görevdir.

Hiçbir sebep yokken akraba ziyaretini kesen ve bunu helâl sayan kimsenin Cennete giremeyeceğini, girse de en son girenler arasında bulunacağını bildiren Peygamber Efendimiz (a.s.m.) sıla-.i rahmin zaruretini ifade buyurmaktadır.


 
Ahsen-i Takvim Ne Demektir
Cumartesi, 22 Mart 2008

Ahsen-i Takvim Ne Demektir

Cenab-ı Hak, "Muhakkak ki, biz insanı ahsen-i takvim üzere (en güzel bir surette) yarattık" (Tin, 4) buyurmaktadır.

Takvim kelimesi kıvamla aynı köktendir. Yani insan en güzel bir karışım ve kombinasyonda ya­ratılmıştır.

İnsanda bulunan her kabiliyet, duygu, organ, şekil, mânâ, ruh vs. hepsi olması gereken şekilde yaratılmıştır. Bu mükemmel "kıvam"dan neyi alırsanız o yapı eksik kalır. Her şeyden bir tane daha koyarsanız fazla olur.İnsan, mahlukatın en şereflisi olması itibarıyla tüm yaratıkların ubudiyetini Cenab-ı Hakka arz etme noktasında vekildir, halifedir. Bu anlamda, onda bitkiler, hayvan­lar ve cansız sandığımız varlıklar dünyasından da izler vardır.

Ahsen-i takvimin, her hat, tavrı, edası ve mahiyetiyle en mükemmel örneği Peygamber E fendimiz di r (a.s.m.). Onun sünnet-i seniyyesine uyan insan, "ahsen-i takvim" sırrını yakalamış olur ve bu mânâyı her ha­linde yaşar ve yaşatır.


 
Veda Namazı Kılıyor gibi Namaz Kılmak
Cumartesi, 22 Mart 2008

Veda Namazı Kılıyor gibi Namaz Kılmak

Kul, bütün güzelliklere kaynaklık eden Cennet ve Cemalullahı müşa­hede liyakatini namaz sayesinde kazanıyor. O halde o, namaza gereken önemi göstermeli ve onu özenip bezenerek kılmalıdır.

Allah Rasulü, bu ihtimamı anla­tırken, "Namazınızı veda namazı kılıyor gibi kılın" buyuruyor.

Veda namazı, "Ne olur ne olmaz, belki bir daha kılamam, şu namazı sağlam bir eda edeyim de Rabbime karşı son armağanım olsun" anlayışı içinde kılınan namazdır. Diyelim öğleyi kılıyoruz ve bize ikindi namazını kılmadan gel diye­cekler. Emanetin kabzına memur melek, ikindiden evvel ruhumuzu alacak. Öyleyse öğle namazı bizim son namazımız olacaktır. Elbette o namazı, özenip bezenerek kılarız.

Hayatında o namazı kendisine verilmiş tek bir kurşun gibi, onu ilk ve son fırsat olarak değerlendirmeli ve mutlaka hedefe isabet ettirip hem dünyada, hem de ahirette rahat etmelidir.


 
Peygamberimizin Veda Haccı
Cumartesi, 22 Mart 2008

Peygamberimizin Veda Haccı

Veda Haccı, Peygamber Efen­dimizin vefatından önce son olarak bulunduğu büyük hacdır.

Peygamberimiz (s.a.v.) yaklaşık olarak 114.000 Müslümanla beraber hac yaptı. Bunların bir kısmı Medine'de toplanmış ve onunla beraber hareket etmişlerdi. Bir kısmı da yollarda katılmışlardı. Resûlullah (s.a.v.) bir inananlar denizinin içinde ve yer gök tekbir­lerle, telbiyelerle inleyerek yol aldı. Zilhiccenin 4. günü Mekke'ye girdi, Kabe'yi tavaf etti, iki rekât namaz kıldı. Zilhicce'nin 9. günü Müzdelife'yi geçerek Arafat'a gitti. Arafat va'-disinin ortasında islâm tarihinin bütün insanlığa hitap eden en etkili nutkunu irad etti. Bu nutuk İslâm tarihine "Veda Hutbesi" olarak geçmiştir.

Resûlullah (s.a.v.) öğle ile ikindi namazını peş peşe Arafat'ta kıldı. Sonra oradan Müzdelife'ye geçti. Sabah namazını kıldıktan sonra Mina'ya hareket etti. Mina'da kur­ban kesti, Cemretü'l-Akabe'de taş ata. Mekke'ye giderek Kabe'de farz tavafı yaptı.


 
Kurban Kesen Allah'ın Himayesi Altına Girer
Cumartesi, 22 Mart 2008

Kurban Kesen Allah’ın Himayesi Altına Girer

Allah'ın rızasına yaklaştıran bütün ibadetlerde olduğu gibi kurbanın da ecri ve mükâfatı çok büyüktür. Kesilen hayvanın her kılına bir sevap verildiği gibi, akıtılan kanının da taşıdığı mânâ şu hadis-i şerifte zik­redilmektedir:

"İnsanoğlu Kurban Bayramında Allah katında kan akıtmaktan daha sevimli bir ibadet yapamaz. Kurbanlık hayvanlar kıyamet gününde boynuzları, tırnak ve kılları ile Allah'ın huzuruna gelecektir. Kur­ban kesilirken kanı yere dam­lamadan önce Allah katında yüksek bir mertebeye çıkar. Bununla nefsi-: nizi temizleyiniz." (Ibni Mâce, A-dâhî: 3)

Kurban kesen insan Allah'ın ko­ruması ve himayesi altına girmekte, şeytanın ve nefsin tehlikelerinden kurtulmaktadır. Bu hususu Peygamber Efendimiz şöyle müjdelerler: "Ey insanlar, kurban kesiniz. Ondan akan kan sebebiyle Allah'tan mükâfatınızı bekleyiniz. Şüphesiz, kurbanın kanı yere düş­tüğü zaman kişi Allah'ın himayesi al­tına girer." (İbni Mâce, Adâhî: 2)


 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 76 - 100 Toplam: 137
2008 İrfan Meclisi.Com Tasavvuf Noktanız.  Our site is valid CSS Our site is valid XHTML 1.0 Transitional