Anasayfa
İrfan Meclisinden Damlalar 1
Pazartesi, 25 Şubat 2008

İrfanMeclisi Özel (23.02.2008)
Bismillahirrahmanirrahim
Allah’ın selamı üzerinize olsun.

Kıymetli genç kardeşlerim, yüce Rabbimize Hamd Olsun ki: bizleri bu akşam yine irfan meclisinde buluşturdu. Yüce Rabbimizi anmamızı kelamını okumamızı, Habibine salât ve selam getirmemizi, kısacası kendisiyle beraber olmamızı bizlere nasip etti. Sonsuz Hamd-ü senalar olsun âlemlerin Rabbi olan Allah’ımıza.
Sultanımız Seyyid Abdülkadir Geylani (k.s.) şöyle buyuruyor:

”Ey oğul: bütün amacın yemek, içmek ve arzularının tatmini olmasın. Bunların hepsi amaç değil, yüce Allah’a ulaşmak için birer araçtır. Bütün hedefin sana, en çok gerekli olana ulaşmak olmalı, sana en gerekli ise, yaratanın olan yüce Allah’tır. Onu ara, her şeyin bir bedeli olur, dünyaya ahiret, yaratılmışlara ise bedel yaratandır. Dünyayı kalbinden atarsan, yerini hak alır. Yaşadığın günü ömrünü son günü bil. İşlerini ona göre ayarla. Bu duygu sana yeter.”

Kıymetli genç kardeşlerim, sultanımız bizleri çok seviyor.Bakın hastalıkları bildirdiği gibi onun tedavisinde bizlere bildiriyor. Yüce Rabbimizi çok iyi tanımamızı ve onun emirlerine göre yaşamamızı istiyor.Onun sevgisiyle gönlümüzü doldurmamızı istiyor. Bize lazım olanın Allah (CC) olduğunu haber veriyor. Bir gün ömrümüzün son bulacağını, bütün hazırlığımızı ona göre yapmamız gerektiğini ve insanın yaptıklarının bir gün hesabını vereceğini bildiriyor ve bizlerin boş işlerle uğraşmamamızı istiyor. Öyle manidar bir uyarı yapıyor ki, acizane çok etkilendim. Yaşadığın günü ömrünün son günü bil, buyuruyor bu tarihi mesajları dikkate almanızı, bu kapının bir hizmetkârı olarak istirham ediyorum.
Kıymetli kardeşlerim, Allah dostlarından Sufyani Servi (k.s.) hazretlerinin gençliğinde beli bükülmüş ihtiyar gibi olmuştu, sebebini sordular?
Buyurdu ki:
“Kendisinden ilim öğrendiğim bir hocam vardı, ölüm anında kendisine iman telkin ettiğim halde kelimeyi tevhidi söyleyemedi, imansız gitti bunun üzerine, nasıl olurda benim belim bükülmez.”

Sevgili kardeşlerim, görülüyor ki, son nefes çok önemli son anda dilimizin kelimeyi tevhidi söylemesi ve bu âlemden imanla göç edebilmek işte burası çok önemli, son anda dilimiz söylemez olursa o güzel sözcüğü söyleyemesek halimiz nice olur. Bunu çok iyi düşünelim dilimizi her daim Allah’ın zikrine alıştıralım ki son nefeste mahcup olmayalım.
Bir Allah dostuna Hızır (a.s.) şu duayı öğretmiş: “Evladım demiş, ecel anı geldiğinde, dilin söylemez olursa aklını yitirsen ve kelimeyi tevhidi söyleyemezsen. Sağlığında, yani sıhhatli iken hep şöyle dua et, ya rabbi bir gün olur dilim tutulur ecelim gelir, zekâret hali vuku bulur, benliğimi kaybederim, yani aklım giderse, kelimeyi tevhidi son nefesimde söyliyemessem şimdiden söylüyorum. Eşhedüellailaheillah Ve Eşhedü Enne Muhammeden Abduhu Veresuluh. Vedahi Lailahe İllallah Muhammeden Rasulullah. İşte söyledim yarabbi sen kabul et. “ Bu duayı öğretmiştir.

Kıymetli kardeşlerim, yüce rabbimiz hepimizin ahir ve akıbetlerimizi hayreylesin ve son nefesimizi kelimeyi tevhit eylesin. Âmin.

Yahya Razi bin Muaz (k.s.) şöyle buyuruyor.

“Ey insanlar, unutmayınız ki yarın mahşer yerine bölük bölük dört bir yandan geleceksiniz. Allah Teala nın huzurunda hesaba çekileceksiniz, yaptıklarınızın hesabını harfi harfine verecekseniz. Hesabını veremeyen günahkârlar yaya olarak ve sıkıntı içerisinde bölük bölük cehenneme sevk edilirler. Hesabını veren Allah Teala nın sevgili kulları ise rahat ve huzurlu bir şekilde cennete sevk eldirler.”

Kardeşlerim, mahşer günü hasret ve nedamet günüdür. O gün, tarif edilemeyen büyük bir gündür. O gün, amellerin tartıldığı dünyada yapılan iyiliklerin ortaya döküldüğü, gizli saklı hiçbir şeyin kalmadığı, bir gündür. O gün, feryatların yükseldiği bir gündür. O gün, hilekarların, riyakârların ortaya çıkacağı, kimin ne olduğunun anlaşılacağı bir gündür. O gün, bir takım insanların yüzleri beyaz, bir kısmının ise simsiyah olacağı bir gündür. O gün, hiç kimsenin bir başkasına yardım edemeyeceği ve hiç kimsenin hile yapıp tuzak kuramayacağı bir gündür. O gün, ananın babanın evlattan, evladın da ana babadan kaçacağı bir birine hiç yardım edemeyeceği bir gündür.O gün, zalimlerin yalvarmalarının sızlanmalarının fayda vermeyeceği her nefsin ancak kendini düşüneceği bir gündür.

Sultanımız Abdulkadir Geylani (k.s.) şöyle buyuruyor:

“Ey oğul: bütün himmet ve gayretini yücelme yolunda harca, tek emelin dünyalık toplamak olmasın. Zira o seni doyurmaz.Allah teladan başka hiç kimse seni doyurmaz, tatmin etmez, sen onunla iştigal et. Zira hiç şüphe yok ki, o seni doyurur, o seni tatmin eder. Eğer sen bu makama erişirsen ve sende Allah Teâlâ ile ünsiyet hâsıl olursa senin için hem dünya, hem de uhrevi zenginlik meydana gelir. Ey kendini isteyeni reddeden gafil, sen yalnız seni talep edeni ara, ona talip ol. Yalnız seni seveni sev, yalnız ona müştak olanla iştigal et.”

Kıymetli kardeşlerim: sultanımız bizlere her işimizde, Allah’ın rızasını gözetmemiz gerektiğini ve irfan meclisine gelmemizin gayesinin yüce rabbimize yakın olmak, onun rızasını kazanmak ,ona layıkıyla kul olmak ve bütün ihtiyaçlarımızı yalnız rabbimize arz etmemiz gerektiğini ,ve bizin ihtiyaçlarımızı ancak onun karşılayabileceğini bize beyan ediyor. Öyle ki, insan rabbine dayandı mı, ona güvendi mi, bütün kapılar ardına kadar ona açılır. Artık onun için, ne dünya nede ahret için bir sıkıntı olur. Onun vekili onun dayanağı rahmanı zül celaldir.

Yahya bin Muaz (k.s.) şöyle buyuruyor:
“Bir kimse şu üç hasleti kendinde toplamadıkça hikmet sahibi olamaz.
1- Zenginlere haset gözüyle değil, nasihat gözüyle bakmak.
2- Kadınlara şehvet gözüyle değil, şevkat gözüyle nazar etmek.
3- Fakirlere kibir gözüyle değil, tevazu gözüyle bakmak.”

Hazreti Enes (r.a.) Efendimiz (s.a.v.) den şöyle rivayet ediyor:
“Kıyamet günü ehli cehenneme bir ağlama verilir, öyleki gözyaşları tükeninceye kadar ağlarlar, kan yüzlerinde bir yarık bir çatlak gibi görünür. Öyle ki, eğer gemiler bırakılsa yürüyecek derecede olur. Kendilerine ağlamak sızlamak, ah vah etmek için izin verildiği müddetçe ağlayıp sızlarlar, bunda onlar için bir rahatlama vardır. Fakat biraz sonra bu ağlama ve sızlanmalardan da men edilirler.Onlar derler ki, ey rabbimiz bizi iki defa öldürdün iki defada diriltin günahlarımızı bilip itiraf ettik fakat çıkmaya bir yol var mı?”

Kıymetli kardeşlerim, burada sohbetime son verirken, yüce rabbimiz cümlemizi son nefesinde kelimeyi tevhidi söyleyerek gidenlerden, kabirde suallere cevap verenlerden, mahşerde yüzük ak olanlardan, mizanda sevabı çok gelenlerden, sıratı şimşek hızıyla geçenlerden, Efendimizin elinden Kevser şarabı içenlerden ve yüce Rabbimizin cemalini doya doya seyredenlerden eylesin. Kamil imanla Salih amellerle yüzü ak tertemiz, rabbimizin huzuruna varanlardan olalım.
Geceniz mübarek olsun, başka bir irfan meclisinde buluşmak ümidi ile.
Vesselam.

Hizmetkar.

Bu yazıyı Allah Rızası için dağıtmanızı Tavsiye ediyoruz. İrfanmeclisi.Com
Yazıyı Bilgisayarınıza indirmek için Tıklayın.


 
< Önceki

 
Web Sitemiz Hakkında Düşünceleriniz.
 

Bir Söz

Bizlere elsiz bir böcekten ipekleri giydiren Rabbimiz,zehirli bir böcekten de balı yedirir ve yine bizlere ihsan ettiği akıl nimeti ile kendisini tanımamızı ister.
Abdülkadir Geylani K.S.

 

Esma-ı İlahiyeden

Esmâ-ı İlâhiyeden: RAHÎM

Rahmet kelimesi şu anlamlarda kullanılmaktadır.

"Merhamet,   acıma;    ihsan, bağış; bağış ve ikramda bu­lunmak; esirgemek; yumuşak; davranmak."

Rahîm, "rahmeti herşeyi ku­şatmakla birlikte, dilediği varlıklara   çok   özel   ihsanı  ve hususî rahmet tecellîsi olan Allah" demektir.

Rahîm, Allah'ın rahmet ve merhamet sahibi olduğunu bildiren bir isimdir. Bütün her bir varlığa ayrı ayrı gelen in'âm, ihsan, af, rahmet, şefkat ve merhametler bu ismin eserleridir.

 

Efendimiz (s.a.v.) Buyurdular

"Allah Teala Hazretleri diyor ki: "Ey Ademoğlu! Sen bana dua edip, (affımı) ümid ettikçe ben senden her ne sadır olsa, aldırmam, ben seni affederim. Ey Ademoğlu! Senin günahın semanın bulutları kadar bile olsa, sonra bana dönüp istiğfar etsen, çok oluşuna bakmam, seni affederim. Ey Ademoğlu! Bana arz doluşu hata ile gelsen, sonunda hiç bir şirk koşmaksızın bana kavuşursan, seni arz doluşu mağfiretimle karşılarım.”

Tirmizi, Da'avat 106, (3534)

 

Bir Ayet

“Şüphesiz inkar edenler, Allah'ın yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra 'elçiye karşı gelip zorluk çıkaranlar', kesin olarak Allah'a hiç bir şeyle zarar veremezler. (Allah,) Onların amellerini boşa çıkaracaktır.” Muhammed 32.

 

Kimler Sitede

Şuanda 1 misafir bağlı
2008 İrfan Meclisi.Com Tasavvuf Noktanız.  Our site is valid CSS Our site is valid XHTML 1.0 Transitional