Kuranı Kerim Mealleri |
| Sure İsimlerinin Manaları |
| Kur'an-ı Kerim Hakkında |
| Kur'an-ı Kerim Dinle |
İrfan Meclisinden |
| Kıssadan Hisse |
| Sizden Gelenler |
| Peygamberler Tarihi |
| Mektubat-ı Geylaniden |
| Dua |
| İslam İlmihali |
| Namaz Vakitleri |
| Mezheb - Mezhebler |
| Bid'at ve Batıl İnançlar |
| Bir Kader Sohbeti 1 |
| Cumartesi, 03 Mayıs 2008 | |||||
Sayfa 2 Toplam: 3 KADERDE BİR RANDEVU Çetin pastaneye vardığında, dokuza on vardı. Beş dakika geçmemişti ki Arif Bey kapıda belirdi. Koltuğunda incecik bir de çanta vardı. Çetin ayağa kalkıp Arif Beyi karşıladı. El sıkışıp oturdular. — Nasılsın Çetin? — Teşekkür ederim. Siz nasılsınız? — Hamd olsun. Arif Bey bir süre sustuktan sonra: — Yanlış hatırlamıyorsam, dedi, Fen Fakültesi'nde okuyordun. Çetin: — Evet, dedi , doğru hatırladınız. — Derslerin nasıl gidiyor? Geçen yıldan bir takıntın var mı? — Hayır, takıntım yok. Dersler de fena değil. Lâkin rahat bıraksalar!.. Her gün bir tartışma, bir bağrışma, bir kavga... Sakin bir kafayla eve geldiğim pek nâdir... Arif Bey: — Tartışmalarınız hep kader üzerine mi? diye sordu. — Hayır, dedi Çetin. Kader, bugünkü tartışma konumuzdu. Her gün bir başka mesele atılıyor ortaya. Bilen de konuşuyor, bilmeyen de... Tabiî, bilmeyen daha çok konuşuyor. Böyle giderse, herhalde, kantine gitmeye paydos diyeceğim. Arif Bey gülümsedi: — Beni de meraklandırdın. Ne sordular kader hakkında? — Esas olarak iki soru. Ama bunlar üzerinde konuşulurken girilmedik saha kalmadı. Daldan dala atladılar. Ben henüz bir cümleyi tamamlamadan, ikisi iki yandan sorular yağdırıyor, konuyu dağıtıyorlardı. Onun için ciddi hiçbir şey konuşmadık desem yalan olmaz. Arif Bey başını salladı: — Niyetleri başka olabilir mi? — Belki de... Kısa bir sessizlik oldu. Çetin: — Birisi önce şunu sordu? “Madem Cenâb-ı Hak benim ne yapacağımı biliyor, öyleyse benim kabahatim ne?” Daha bu konu bir çözüme kavuşmadan diğeri yeni bir soru attı ortaya: “Rusya'nın kuytu bir maden ocağında çalışan bir işçi İslâm'ı nasıl bilebilir!?.. Bu adam iman ve İslâm konusunda nasıl sorumlu tutulabilir!?..” Her iki konuyu da bir sonuca bağlayamadan ayrıldık. Ama, şimdi kararımı verdim: Onlarla tek tek konuşacağım. Konuyu saptırmalarına izin vermeyeceğim!.. Biraz durakladıktan sonra, üzüntülü bir şekilde: — Fakat, dedi, itiraf edeyim: Ben de kader konusunda fazla bir şey bilmiyorum!.. Arif Bey: — Çok açık yüreklisin Çetin, dedi. Bir konuda cehlini bilen ilmin kapısını çalmaya hazır demektir. Çok güzel... Seni tebrik ederim. Bir süre sustu: — Sen şu arkadaşlarını bir yana bırak da, bu soruları ilmî bir atmosferde karşılıklı konuşalım. — ... — Günümüzde çoğu insan kaderi de yanlış anlıyor, adaleti de. Kader dendi mi klişeleşmiş birkaç soru, adalet denilince de eşitlik anlaşılıyor. Bu çok dar bir düşünce ve kısır bir değerlendirme. Halbuki, her iki konu da birer umman... Ben dilimin döndüğü kadar bir şeyler söyleyeyim. Gerekirse yine buluşur, konuları kaynaklarından okur yahut bir bilenden sorar, öğreniriz. — ... — Önce bir şeyler içelim. — Siz bilirsiniz... Ben bir sütlü kahve alayım. Arif Bey garsonu çağırdı: — Bize iki sütlü kahve. Devam etti konuşmasına: — Bak Çetin! Bu tip soruları soranlar üç gruba ayrılır: Bir kısmının maksadı doğrudan doğruya zihinleri karıştırmaktır. Bu adamlarla ilk konuşulacak konu, şu âlemin yaratıcısına iman meselesi olacaktır. İlahî takdir, ancak Allah'a inananlarla konuşulur... Mimar Sinan'a inanmayan bir meczupla, Süleymaniyenin bahçesinde, Onun mimarlık sanatını tartışmanın ne anlamı var?!.. İkinci grup ise, kader konusundaki birtakım sorularına samimiyetle cevap ararlar. İşte kader konusu ancak bu insanlarla konuşulabilir. Üçüncü gruba gelince, bunlar gerçekte dine karşı değildirler. Ancak yaşayış tarzları İslâm'a hiç uymaz. Bir takım günahlara girerler. Sonra, bunların âhirette cezayı gerektirdiğini düşününce rahatsız olurlar. Cezaya isyan, onları kaderi tenkit etmeye götürür. İşledikleri günahlar kalplerini durmadan yaralar. O yaralı kalpleriyle kavga edecek birini ararlar... Onu alt etmekle rahat-layacaklarını sanırlar... Sonra sordu Çetine: — Bilmem, senin arkadaşların hangi gruba giriyor? — Bu son gruba. Arif Bey devam etti: — Bu adamların sadece sorularına cevap vermekle meseleyi halletmiş olmazsın Çetin! Çünkü; onlar, sorularına cevap aramaktan çok, günahlarına özür arama peşindedirler. Onlara önce kader ve adaletin ne olduğunu iyice anlatmak gerek!... Kahvesinden bir yudum aldı: — Biliyorsun, dedi. Kader, bir îman rüknü. “Bir iğne ustasız, bir harf kâtipsiz olmaz” hakikatini aklı başında her insan kabul eder. Ama gel gör ki, yine de şu haşmetli kâinatı ve içindeki harika varlıkları Hâlık'sız, Yaratıcısız zannedenler çıkabiliyor. İnsan bu çıkmaza girmeyegörsün, artık nefis, kadere iman hususunda ne engeller çıkarmaz ki?!.. Mesele, bir iman meselesidir. Önce, şu hikmetli eserlerin bir ezelî ilim sahibinin takdiri ile vücut bulduklarına iman edilecektir. Çetin de kahvesini yudumlamaya başladı. Arif Bey konuşmasını sürdürdü: — Nitekim, kader şöyle tarif ediliyor: “Kader, Hak Teâlâ'nın, ezelden ebede kadar olmuş ve olacak her şeyin her şeyini ve her hâlini, zamanını ve mekânını, sıfatlarını ve özelliklerini bilip, ezelde o suretle takdir etmesidir.” İşte, kader konusunda ezberledikleri birkaç soruyu durmadan tekrarlayan adamlar, şu haşmetli kâinatın bir ezelî ilim ve takdirle, safha safha, tabaka tabaka var edildiğini düşünemiyorlar!... Kaderin bu haşmetli tecellilerini seyredemedikleri gibi, çekirdekleri, tohumları, yumurtaları, nutfeleri, genleri de bu açıdan değerlendiremiyorlar. Halbuki, bu küçük yaratıklar sanki cisimleşmiş birer plân, birer program... Allah'ın hârika takdirini ve ince hikmetini aklı başında olanlara ilan ediyor, ders veriyorlar. Kâinatın altı devrede yaratılışından, insanın ana rahminde dokuz ayda teşekkülüne kadar her hadise kaderi gösteriyor!.. Güneş sisteminden atom sistemlerine kadar her hikmetli tanzim, kaderi ilan ediyor!.. Bu âlemin yüz küsur elementten meydana gelmiş olması, kaderden haber veriyor!.. Bitkilerin ve hayvanların cinslere, türlere ayrılmış olması, her türe ayrı özellikler, farklı kabiliyetler yerleştirilmesi, hep kader ile olmuş!.. Meleklerin, hayvanların ve cansızların sabit makamlı kılınması, insanların ve cinlerin ise imtihana tâbi tutulması, kader ile plânlanmış!... Cennet ve cehennemin yaratılması, İlâhî ilim ile takdir ediliş!... O menzillere hangi yollardan gidileceği de yine kader ile tespit edilmiş!... Hangi güzel amele ne kadar sevap, hangi günaha ne kadar azap verileceği de kader ile tayin edilmiş!... Ve insan, yaradılışı icabı, kadere inanmakla mükellef!.. Bu son cümle Çetinin dikkatini çekmişti: — Niçin? diye sordu. — Çünkü, ölçüden tartıdan anlıyor. Yapmaya karar verdiği bir evin odalarını bilerek takdir ediyor. Mutfağını, banyosunu, hep yerli yerine koyduruyor. Yarını hakkında planlar kuruyor, hedefler tespit ediyor, kararlar veriyor. Garson fincanları almaya gelmişti. |
|||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
|
Bizlere elsiz bir böcekten ipekleri giydiren Rabbimiz,zehirli bir böcekten de balı yedirir ve yine bizlere ihsan ettiği akıl nimeti ile kendisini tanımamızı ister. |
|
Esmâ-ı İlâhiyeden: BÂİS "Ölümünden sonra bütün canlıları dirilten, ölümün kardeşi olan uykudan uyandıran ve manevî ölüm sayılan cehaletten de peygamberler göndermek ve ilim nasip etmek suretiyle manen dirilten Allah." Cenâb-ı Hak yağmur yüklü bulutlar gönderip ölü toprağı dirilttiği gibi, kışın yarı ölmüş durumdaki canlıları baharda diriltir. Ümitsiz gönülleri melekler göndererek ümit ile dirilttiği gibi, ölüme benzeyen cehaletten de peygamberler ve âlimler göndererek insanları manen diriltir. |
|
"Allah Teala Hazretleri diyor ki: "Ey Ademoğlu! Sen bana dua edip, (affımı) ümid ettikçe ben senden her ne sadır olsa, aldırmam, ben seni affederim. Ey Ademoğlu! Senin günahın semanın bulutları kadar bile olsa, sonra bana dönüp istiğfar etsen, çok oluşuna bakmam, seni affederim. Ey Ademoğlu! Bana arz doluşu hata ile gelsen, sonunda hiç bir şirk koşmaksızın bana kavuşursan, seni arz doluşu mağfiretimle karşılarım.” Tirmizi, Da'avat 106, (3534) |
|
‘Ey iman edenler, şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, (bilsin ki) gerçekten o (şeytan) çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü emreder. Eğer Allah'ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, sizden hiç biri ebedi olarak temize çıkamazdı. Ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Allah, işitendir, bilendir.’ En-Nur-21 |