Kuranı Kerim Mealleri |
| Surelerin Türkçe Anlamları |
| Kur'an-ı Kerim Özellikleri |
İrfan Meclisinden |
| Kıssadan Hisse |
| Sizden Gelenler |
| Peygamberler Tarihi |
| Mektubat-ı Geylaniden |
| Dua |
| İslam İlmihali |
| Namaz Vakitleri |
|
Allah'ım! Senden rahmet, afiyet, mağfiret ve rıza isterim! |
| Sahabe Hayatından İnciler 3 |
| Cumartesi, 03 Mayıs 2008 | |
|
Sahabe Hayatından İnciler 3
Allahın Selamı Hidayete Tabi Olanların Üzerine Olsun. Muhterem genç kardeşlerim: Allah telalaya sonsuz hamd ve senalar olsun ve iki cihan güneşi sevgili peygamberimiz hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.) e sonsuz salât ve selam olsun ki, bizleri yine irfan meclisinde buluşturdu. Allah’a ne kadar hamd etsek azdır.Zira bu irfan meclislerinin sevgili peygamberimiz (s.a.v.) cennet bahçesi oldugunu bildiriyor, yüce rabbimiz bizleri bu cennet bahçesinden layıkıyla istifade edenlerden eylesin, ayrıca bu cennet bahçesinden bizleri ayırmasın, hepimizi bu cennet bahçesinde bir gül eylesin âmin.
Kıymetli kardeşlerim, bu akşam sizi asrı saadet dönemine götüreceğim. Bedir Harbi'nden sonra Hubeyb bin Adi’yi esir aldılar. O savaşta; Ebu Cehil başta olmak üzere, yetmiş büyük kâfir öldürülmüştü. İntikam almak için hırslandılar. Hubeyb bin Adiy, onların eline geçince, müşriklerin kadınları, çocukları ve gençleri ne yapacaklarını şaşırdılar. Ondört yaşında, henüz Müslüman olmamış Sait bin Amr isminde bir genç de, müşriklerin, bu ashabı nasıl idam edeceklerini seyrediyordu. Onlar, Hubeyb'i, bağlayarak idam etmek için götürdüler. Bundan sonrasını Said bin Amr şöyle anlatmıştır: "Ben de onların içindeydim. Hubeyb'i, öldürecekleri yere götürdüler, bu karmaşada Hubeyb'in sesini duydum: "Bana iki rekât namaz kılmam için müsaade etmiyor musunuz?" diye onlardan müsaade istedi. Müsaade ettiler; huşu ve tazarru içinde, rükûlu ve secdeli iki rekât namaz kıldı ve müşriklerin reisine dönerek şöyle dedi: Ben onu unutamadım. Devamlı olarak rüyamda, uyanıkken, yürürken, evde otururken, onun iki rekât namaz kıldığı esnadaki hali ve vücudunun parça, parça oluşu gözümün önüne geliyor. Ruhunu teslim ederken inleyişi, çektiği eziyetler, o anki hali hiç gözümün önünden gitmiyordu. Ben müşriklerin yanına gittim ve: "Sen ya emirü'l-mü'minin; Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in ümmetine, emirü'l-mü'minin olan kimse!" diye cevap verdi. "Öyleyse ya Said, ben seni Humus'a vali olarak tayin edeceğim." dedi. Said: "Ya emiru'l-mü'minin, bunu yapma, dünyanın fitnesine girmek istemiyorum." diye yalvardı. Hz. Ömer: "Hayır, bütün yükü hep benim boynumda mı bırakacaksınız." diye ısrar etti ve onu Humus'a vali olarak tayin etti. evet, bu dinin mukaddes sancağı dimdik ayakta durabilmesi için herkesin bütün gücüyle bu hizmete canla başla iştirak etmesi gerekiyordu. Said de bunu reddetmedi. "Sizin oralarda fakir ve ihtiyaç sahibi varsa söyleyin onlara ihtiyaçlarını göndereyim." dedi. Onlar da fakirlerin isim listesini Hz. Ömer'e verdi-ler. Baktı ki; Said bin Amr'ı o listenin içine fakir olarak yazmışlardı. Hz. Ömer: "Bu Said bin Amr kimdir?" diye sordu. Halk: "Ya emirü'l-mü'minin! Bizim valimizdir, o da fakirdir. Vallahi günlerce, belki aylarca onun evinde ateş yanmıyor." dediler. Hz. Ömer'in gözünden yaşlar aktı ve ona bin dinar para gönderdi. Para Said bin Amr'ın eline geçer geçmez: "Hayır, o vefat etmedi, ondan daha büyük bir şey oldu." "Müslüman ordusuna bir bela mı geldi?" diye sordu. "Ondan da daha büyüktür." dedi. "Nedir bu daha büyük musibet?" diye sordu. "Emirü'l-mü'minin bize bin dinar göndermiş. Biz dünyada iken helak olacağız. Evimize fitne girdi. Helak olmadan hemen bunları dağıtacağız." dedi ve o gece hepsini dağıttı. Bir müddet sonra Hz. Ömer, İslam ordusunu teftiş etmek üzere Humus’a geldi. Humus'un ehlini çağırdı ve sordu: "Valiniz nasıldır, onun sizin üzerinizdeki hükümleri nasıldır?" Onlar dediler ki: "Ya emirü'l-mü'minin! Onun üç garip hali vardır. Ondan şikâyetçiyiz." Hz. Ömer dedi ki: "Vallahi benim onun hakkında ki kanaatim, çok sadıktır. Ben sizin şikâyetlerinize inanmıyorum. Yine de çağırıp bu konuda kendisine soracağım." Said bin Amr'ı çağırdılar ve Humus halkını bir araya getirdiler. Hz. Ömer: "Ya Said, bunlar senden üç şeyde şikâyetçi olduklarını söylüyorlar, ne dersin?" dedi. Cevaben: "Ya emirü'l-mü'minin, şikâyetleri ne ise söylesinler, yapamıyor isem onları düzelteceğim." dedi. Halk dedi ki: "Ya emirü'l-mü'minin! Sabahları yerine geç geliyor." Said bin Amr: "Ya emirü'l-mü'minin! Benim hizmetkârım, evime bakacak kimse olmadığı için, sabahleyin evin ihtiyaçlarını karşılıyor, yemeklerini, hamurlarını kendi ellerimle yapıyorum. Ekmek yapıyorum ve onlara veriyorum, sonra çıkıyorum." Halka:"İkincisi nedir?" diye soruldu. Halk: "Ayda bir sefer makamına hiç gelmiyor." dedi. Said bin Amr: "Benim üzerimde bir kat elbisem vardır. Ayda bir sefer onu yıkıyorum, onu kurutuncaya kadar da geç oluyor. O gün onun için gelmiyorum." dedi. Hz. Ömer sordu: "Diğer şikâyetiniz nedir?" Halk cevaben: "Onun bir hali vardır. Aniden yere düşüyor ve uzun bir müddet yerinden kalkmıyor." dediler. "Ya emirü'l-mü'minin, Hubeyb bin Adiy Mekke müşriklerince şehit edilirken, ben de orada idim. Onun vücudu parçalanır ve kanlar fışkırırken, ona dediler ki: "Bu halin mi hoş, yoksa Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in şu an senin yerinde olması mı?" "Çocuklarımın hepsi bu şekilde ölse de, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in bir yerine bir diken değmesine razı olmam." O zaman ben de o cemaatin içinde olduğum için korkuyorum, ona yardım edemedim. Daima bu konuda Allah-u Zül celal’den korkuyorum ve hatırladığım zaman bayılıp düşüyorum. Acaba Allah-u Zülcelâl beni affetmeyecek mi?" "Ey hanım, evet ihtiyaçtır. Ama ben sana bir şey söyleyeceğim. Onu öyle bir zata vereceğiz ki, o muhakkak bize yine geri verecek ve en çok ihtiyacımız olduğu zamanda verecek, hem de bugünkü ihtiyaçlara hiç benzemeyen bir ihtiyaç!" "Nedir?" dedi. "Allah-u Zül celal’e teslim edelim, Allah'a borç verelim, O muhakkak bize çok ihtiyacımız olduğu bir zamanda geri verecek." dedi. "Sen bilirsin!" dedi. "O zaman filan yetimlere ve filan dul kadına bunları götür ver." diyerek, hepsini aynı saatte dağıttılar... (Buhari, İbn Hişam, İbn Sa'd) Şeytan ve nefis bizi kandırmasın. Bir ashabın hayatına bakalım, bir de kendi hayatımıza. Eğer -Neuzibillâh- Allah-u Zülcelâl bizi onlar gibi imtihan etseydi, onların yerinde olsaydık; bu gevşeklikle asla kazanamayacaktık. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
|
Bizlere elsiz bir böcekten ipekleri giydiren Rabbimiz,zehirli bir böcekten de balı yedirir ve yine bizlere ihsan ettiği akıl nimeti ile kendisini tanımamızı ister. |
|
Kim, kendisine yapılan bir iyliğe karşı, bunu yapana: 'Hz. Allah |
|
‘Ey iman edenler Allah’dan O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslüman olarak can verin.’ (Al-I İmran ,102) |