Kuranı Kerim Mealleri |
| Sure İsimlerinin Manaları |
| Kur'an-ı Kerim Hakkında |
| Kur'an-ı Kerim Dinle |
İrfan Meclisinden |
| Kıssadan Hisse |
| Sizden Gelenler |
| Peygamberler Tarihi |
| Mektubat-ı Geylaniden |
| Dua |
| İslam İlmihali |
| Namaz Vakitleri |
| Mezheb - Mezhebler |
| Bid'at ve Batıl İnançlar |
| Bir Kader Sohbeti 2 |
| Pazartesi, 05 Mayıs 2008 | ||||||
Sayfa 2 Toplam: 4
İşte soru sahibi bu iki fiili bir sayma gafleti içinde... Ama, işin asıl önemli yanı, bu iddiasına kendisi de inanmıyor... İşlediği günahlarda kaderin onu zorladığını iddia ederken samimi değil!... Son cümle Çetinin dikkatini çekmişti: — Bunu nereden bileceğiz? diye sordu. Arif Bey bu soruya tek kelime ile cevap verdi: — Yaşayışından! Çetini bir süre mânâlı bakışlarla süzdü: — Bak Çetin! dedi. Sana bir misâl vereyim: Bir adam düşünelim. Kaderin kendisini zorladığına, bağladığına ve iradesini elinden aldığına gerçekten inanmış olsun. Bu adam, sabahleyin uyandığında yatağında öylece kalır. Kalkamaz. Kaderini bekler. “Bakayım,” der kendi kendine, “eğer kaderimde kalkmak varsa yataktan kalkarım. Yoksa ben buna nasıl karar verebilirim?!.. Hangi mahkûm, içerisine tıkıldığı hapishane arabasını dilediği yöne sürebiliyor?!..” Yataktan kalktığını ve evinden ayrılmak üzere dışarı çıktığını düşünelim. Hangi yöne gideceğini bilemez. Zihninde başka şeyler kurar; düşüncelere dalar. Derken farkına varmadan bir yöne doğru yürür. Rastladığı ilk otobüse biner. Nereye gittiğini sormaz. Diyelim, İstanbul'un Fatih semtinde oturan bu adam, Sultanahmet'teki işyerine gidecekken, kendisini otobüs termina linde bulur. Henüz yola çıkmak üzere olan ilk otobüse atlayıp Bursa yolunu tutar. Çetinin meraklı bakışları arasında sözünü şöyle noktaladı: — İşte bu meseleyi ancak böyle bir adamla konuşabiliriz. Ve Çetine sordu: — Bugüne kadar böyle birisiyle karşılaştın mı? Çetin gülümsedi: — Mizah yönünüz de varmış. — Hayır! dedi Arif Bey. Bu sadece iddianın gülünçlüğü... Gelelim asıl samimiyetsizlik örneğine: Buna samimiyetsizlik demek de az kalır... Bu, doğrudan doğruya, İlâhî rahmete iftira. İçine çekti. Bir süre sustu. Sonra: — Adam yaptığı bütün müspet işlere sahip çıkıyor, “Ben yaptım, ben kazandım” diye göğsünü gere gere anlatıyor bunları... Ama, sıra işlediği günahlara, yaptığı hatalara, ettiği zulümlere gelince kadere yapışıyor: Kaderimde bu varmış, diye işin içinden çıkmaya çalışıyor. Evine giren hırsızı mahkemeye verirken kaderi unutuyor. “Bu adam,” diyor, “benim evime girdi, şuyumu çaldı, buyumu gasp etti.” Hırsızın: Ben masumum. Benim kaderimde soymak, bu zatın kaderinde de soyulmak varmış, şeklindeki müdafaasına kızıyor, köpürüyor, çıldıracak hale geliyor!.. Ama sıra kendi işlediği günahlara gelince utanmadan ve sıkılmadan o hırsızın müdafaasına sarılabiliyor!.. Böyle birisiyle neyi tartışacaksınız?!.. Çetinin başı önündeydi. İki elini birbirine kenetlemiş, kollarını masaya yapıştırmıştı. Dalgınca seyrediyordu ellerini. Başını kaldırdı: — Haklısınız, dedi. O arkadaşlarımın da bu konuyu enine boyuna düşündüklerini sanmıyorum. Sadece lâf olsun diye konuşuyorlar. Sizin de işaret ettiğiniz gibi kendilerini avutma çabası içindeler. Arif Bey: — Gerçek şu, Çetin! dedi. Biz her türlü işimizde, fiilimizde kaderin mahkûmu değiliz. İhtiyarî, yani kendi irademizle yaptığımız faaliyetlerde serbest bırakılmışız. Bunu |
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
|
Bizlere elsiz bir böcekten ipekleri giydiren Rabbimiz,zehirli bir böcekten de balı yedirir ve yine bizlere ihsan ettiği akıl nimeti ile kendisini tanımamızı ister. |
|
Esmâ-ı İlâhiyeden: RAHÎM Rahmet kelimesi şu anlamlarda kullanılmaktadır. "Merhamet, acıma; ihsan, bağış; bağış ve ikramda bulunmak; esirgemek; yumuşak; davranmak." Rahîm, "rahmeti herşeyi kuşatmakla birlikte, dilediği varlıklara çok özel ihsanı ve hususî rahmet tecellîsi olan Allah" demektir. Rahîm, Allah'ın rahmet ve merhamet sahibi olduğunu bildiren bir isimdir. Bütün her bir varlığa ayrı ayrı gelen in'âm, ihsan, af, rahmet, şefkat ve merhametler bu ismin eserleridir. |
|
Ey kalbleri çeviren Allah'ım! Kalbimi dinin üzerine sabit kıl!" Ben (bir gün kendisine): "Ey Allah'ın resulü! Biz |
|
“Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar?” Nisa 69. |