Anasayfa
Bir Kader Sohbeti 2
Pazartesi, 05 Mayıs 2008
Yazı Index
Bir Kader Sohbeti 2
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4

vicdanen biliyoruz. Bu fiillerde, daha önce de belirttiğim gibi, isteyen biziz, yaratan ise Cenâb-ı Hak...

Bir süre sustuktan sonra:

— Zaten dünyaya imtihan için gönderilmiş olmamız da bunu gerektirmiyor mu? diye sordu. İmtihana giren bir aday dilediği salonda imtihan olamaz. İmtihanı istediği saatte başlatamaz. Soruların puanlamasını kendi tayin edemez. Bütün bunlar, onu imtihan eden amirin tayini ve tespiti iledir. Fakat, imtihan başladıktan sonra, cevapları dilediği gibi verir... İmtihan süresince kendisine müdahale edilmez. Aksi halde buna imtihan denmez.

Şimdi soruyorum sana Çetin; insanlar bu dünya imtihanında diledikleri gibi hareket edemiyorlar mı?

Çetin:

— Edebiliyorlar, diye cevap verdi.

Arif Bey, acı bir gülümsüme ile:

— Öyleyse, dedi, neyin davasını güdüyor bu adamlar?!.. Bir yandan, işledikleri günahların sorumluluğundan kurtulmak için iradelerini bile inkâra kalkışıyorlar; diğer yandan, meselâ, pencerelerini taşlayan ve Allah'ın sorumlu bile tutmadığı, küçük bir çocuğu dövmekten geri durmuyorlar. Bu sahne onları utandırmaya yetmiyor mu?

Bak sana bir olay anlatayım: Bir zamanlar, “kaderin insan iradesini hiçe indirdiğini savunan” birisi, âlim ve ârif bir zâta şöyle der:

“Benim kaderimde namaz kılmak yok, olsaydı kılardım.”

Ve o zattan şu ilginç cevabı alır:

— Ben de yıllardır seni arıyordum, tâ ki kaderimi sorayım. Yarınım hakkında bir şeyler öğreneyim. Ben yıllarca ilim tahsil ettiğim halde, kaderimin ne olduğunu bilemiyorum. Sen kaderinde namaz kılmak olmadığını nasıl bilebildin? Yoksa levh-i mahfuzu mu okudun?!..

Bu sözler karşısında adam neye uğradığını şaşırır, mahcup olur. Ve o zattan özür diler. Daha sonra kader konusunu tatlı tatlı konuşurlar.

Çetinin neşesine diyecek yoktu:

— Çok güzel! dedi. Öyle ya! Ne biliyor ki, kaderinde namaz kılmak yok?

Bir süre masada sessizlik hakim oldu.

Çetin:

— Soru sahibinin Türkçe bilmediğini söylemiştiniz. Bu nasıl oluyor? diye sordu.

Arif Bey:

— Çetinciğim, dedi, gel bu soruyu dilbilgisi yönünden birlikte inceleyelim. Soru nasıldı?

“Mâdem Cenâb-ı Hak benim ne yapacağımı biliyor, öyleyse benim kabahatim ne?”

Böyleydi, değil mi?

— Evet.

— Bak Çetin! Bu cümlede iki tane fiil geçiyor: Biri, “yapmak”, diğeri de “bilmek”.

Yapmak fiilinin öznesi: Ben.

Bilmek fiilinin öznesi: Cenâb-ı Hak.

Yâni soru sahibi, “ben yapıyorum, Allah da biliyor,” diyor. Ve sonra bize soruyor: Benim kabahatim ne?

Ona nazikane şu cevabı veriyoruz: Senin kabahatin o fiili yapmak.

Çetin kendi kendine hayıflandı. Bu kadar açık bir hatayı bugüne dek nasıl olmuştu da fark edememişti?!..

Gelelim sorunun cevabına, dedi Arif Bey:


 
< Önceki   Sonraki >

 
Web Sitemiz Hakkında Düşünceleriniz.
 

Bir Söz

Bizlere elsiz bir böcekten ipekleri giydiren Rabbimiz,zehirli bir böcekten de balı yedirir ve yine bizlere ihsan ettiği akıl nimeti ile kendisini tanımamızı ister.
Abdülkadir Geylani K.S.

 

Esma-ı İlahiyeden

Esma-ı İlahiyeden: MÜCÎB

"Bütün varlıkların her türlü istek ve ihtiyaçlarına cevap veren Allah" mânâsındadır.

Yani başı darda olanlar kur­tuluş talep ederlerse Cenâb-ı Hak onlara cevap verir. Borçlarının ödenmesi için dua eden borçlulara cevap verir. Aç olanların nzık isteklerine cevap verir.

Ayrıca tohumlar ve çe­kirdekler de halleriyle bir çeşit dua ederler, "Bitki ve ağaç olacağız, belki bir hayvan olacağız" diye halleriyle dua ederler. İşte böyle varlıkların halleriyle yaptıkları dualara da Cenâb-ı Hak cevap verir.'

 

Efendimiz (s.a.v.) Buyurdular

Müjdeleyin, nefret ettirmeyin; kolaylaştırın zorlaştırmayın. Müslim, Cihad 12

 

Bir Ayet

‘Ey iman edenler Allah’dan O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslüman olarak can verin.’ (Al-I İmran ,102)

 

Kimler Sitede

2008 İrfan Meclisi.Com Tasavvuf Noktanız.  Our site is valid CSS Our site is valid XHTML 1.0 Transitional