Kuranı Kerim Mealleri |
| Sure İsimlerinin Manaları |
| Kur'an-ı Kerim Hakkında |
| Kur'an-ı Kerim Dinle |
Sizden Gelenler
Bir Kader Sohbeti 3 | Bir Kader Sohbeti 3 |
| Perşembe, 08 Mayıs 2008 | ||||
Sayfa 1 Toplam: 2
Çetine soran gözlerle baktı: — Zaman nedir? Nasıl bir şeydir? Aynı anda o nehir içinde her şey akıyor, ama niçin her birine ayrı tesirleri oluyor?.. Çocukları gençliğe tırmandırırken, olgunları ihtiyarlığa doğru götürüyor... İhtiyarları ölüme sürüklüyor. Bu nehir aşağı doğru mu akıyor, yukarı doğru mu? Şair, haklı olarak soruyor: Nedir zaman nedir? Bir su mu, bir kuş mu? Nedir zaman, nedir? İniş mi yokuş mu?
Arif Bey bu mısraları ağır ağır okuduktan sonra sağ elini şakağına dayadı: — Biz zamanla kayıtlıyız, dedi. Dünümüz var, yarınımız var. Bunlar, ömür denilen hayat süresinin safhaları... Lâkin, bu safhalar hep nisbî, yâni birbirine göre bu isimleri alıyorlar... Bu günümüz, yirmi-otuz saat kadar önce, “yarın” diye yâd ediliyordu. Sabaha çıktığımızda ondan söz ederken, “dün” diyeceğiz. Geçmiş ve gelecek zaman da dün ve yarından farklı değil. Her gün, her saat, hatta her an ayrı bir âlem... Belli bir anda kâinatta cereyan eden bütün hadiseler, bir an öncesine ve bir an sonrasına göre ayrı ayrı tablolar meydana getiriyorlar. Öyleyse her an bu âlemde ayrı bir levha sergileniyor... Çetin, başını “hayret” mânâsına sallayarak: — Enteresan!.. dedi. Devam etti Arif Bey: — İşte zaman, sıra sıra dizilen bu tablolarda okunuyor... Yahut, bu tablolar zamanın içinde dokunuyor... Zaman hakkında çok şeyler söylenmiş. Mâhiyeti ne olursa olsun, gerçek şu ki, varlıkların hareketleriyle, seyirleriyle, konup göçmeleriyle ilgili bir mefhum olan zaman, bütün âlemlerin Rabbi ve Hâlıkı için söz konusu olamaz... Yaratılmış ve yaratılacak bütün eşyayı, ezelî ilmiyle bilir. Bu ilim Onun kemâlindedir... Âyet-i Kerime'de ne güzel buyurulur: “Yaratan bilmez olur mu? O Lâtif ve Habir'dir.” Kısa bir sessizlik oldu. Arif Bey, birisini arar gibi, etrafı şöyle bir süzdü ve Çetine: — Ben bir çay içeceğim. Sana da söyleyeyim mi? diye sordu. — Olur, ben de içerim... İzin verirseniz çaylar gelinceye kadar lavaboda yüzüme bir su serpeyim. Hava biraz ağırlaştı galiba?.. Arif Bey, bir hayli insanın tıka basa oturduğu “küçük mekânda bayağı sıkılmıştı. Ama Çetinin hatırı için ve ona faydalı olma ümidiyle sabrediyordu. Ömründe ciğerlerine hiç bu kadar sigara dumanı girmiş değildi. — Evet, dedi. Hava gerçekten ağır. Buna bir de konunun ağırlığını ekleyebilirsin. Biraz durakladı: — Dilersen çaylarımızı içip caddeye çıkalım, dedi. Parka doğru yürüyelim. İkinci meseleyi orada da konuşabiliriz. Çetin: — Çok iyi olur, deyip kalktı. Arif Bey de çayları söyledi. Çetin döndüğünde Arif Bey: |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|