Anasayfa arrow Sizden Gelenler arrow Bir Kader Sohbeti 4
Bir Kader Sohbeti 4
Pazartesi, 12 Mayıs 2008
Yazı Index
Bir Kader Sohbeti 4
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4

Bir Kader Sohbeti 1

Bir Kader Sohbeti 2

Bir Kader Sohbeti 3

 


Bir Kader Sohbeti 4

Çaylarını içip kalktılar. Caddeye çıkarak parka doğru yürümeye başladılar.

Arif Bey:

— Ağabeyin ne âlemde, teftişten döndü mü? diye sordu.

— Hayır. Henüz dönmedi.

Uzun bir süre her ikisi de hiçbir şey konuşmadılar. Sessizliği bozan Arif Bey oldu. Yolun iki tarafında sıra sıra uzayıp giden ağaçları göstererek:

— Şu ağaçları her seyredişimde bir hatıramı yeniden yaşarım, dedi. On, on iki yıl öncesiydi. Bir Eylül sonu... Yapraklar yeni yeni sararmaya başlamıştı. Ama bütün ağaçlarda yeşil hâkimdi... Ertesi sabah uyandığımızda her tarafı bembeyaz bulduk. Kar, beklenenden çok daha erken yağmıştı. Biraz garipsedik, ama pek fazla değil... Fakat, sokağa, hele bu caddeye çıktığımda hayretler içinde kaldım. Ağaçların o kocaman dalları bütünüyle kırılmıştı...

— Gerçekten enteresan!

Arif Bey:

— Bu olay, dedi, yıllardır düşünemediğim bir hikmeti, bir sırrı öğretti bana. Niçin önce yapraklar sararıp dökülüyorlar da sonra kar yağıyordu? İşte o zaman anladım... Kar yapraklara yüklenince, dallar dayanamayıp kırılmıştı...

— Asıl enteresan tarafı burasıymış, dedi Çetin.

Arif Bey:

— Aslında hayret edilecek o kadar çok şey var ki! Cenâb-ı Hak her şeyde sonsuz hikmetini gösteriyor. Ama, biz insanlar gaflet ile o hikmet ve rahmet tecellilerini göremiyor, yahut gereği gibi tefekkür edemiyoruz. Meselâ, biz şu anda yürüyebiliyorsak ne sayede biliyor musun?.. Evvelâ kalbimizden beynimize, ciğerimizden gözümüze kadar bütün bedenimizin muntazam çalışması sayesinde... Sonra şu kâinatın, bütün gezegenleriyle, yıldızlarıyla, en küçük bir aksaklık olmaksızın faaliyet göstermesi sayesinde... Öyle değil mi?

Çetin, “evet” mânâsına, başını salladı.

Devam etti Arif Bey:

— Ne kanımızın hassas deveranı bizim elimizde, ne gezegenlerin muhteşem seyahatleri... Hepsi Allah'ın kudretiyle dönüyor, Onun hikmetiyle vazife görüyorlar... Gel gör ki, bunlar çoğu zaman unutuluyor veya hiç düşünülmüyor...

Şu kadar para biriktireceğim... Gelecek yıl şunu alacağım... Bu akşam bize buyurun... Yarın pikniğe çıkalım... Derken, geçiyor ömür. Her gün yüz binlerce insan kabir âlemine göçüyor ve bu seyahatin farkında olanlar, öteye hazırlık yapanlar az, hem de çok az!..

Parka gelmişlerdi. Pek az kişi vardı. Arif Bey:

— İstersen havuzun kıyısına inelim, dedi.

— Olur, diye karşılık verdi Çetin.

İndiler. Kısa bir süre dinlendiler.

Arif Bey:

— İkinci soruyu bir daha tekrar eder misin? dedi.

Çetin tekrarladı soruyu:

— Rusya'nın kuytu bir maden ocağında çalışan bir işçinin İslâm dinini bilmesi mümkün değildir. Bu adam, âhirette nasıl sorumlu tutulabilir?!..

Arif Bey:

— Çetinciğim, dedi. Şu nokta üzerinde iyice bir düşünmek gerek:

Annesine hakaret, babasına isyan eden, en yakın dostlarını dar zamanlarında yüzüstü bırakan, 'benden sonra tufan' felsefesiyle yaşayan bir adam; bakıyorsunuz, Rusya'daki tanımadığı birinin îmanını dava etmeye kalkışıyor!.. Hemen kararınızı veriyorsunuz: Bu adamın derdi başka!...

Kendisiyle biraz konuşuyor, iç âlemini kurcalıyorsunuz. Karşısına menhus bir gaye çıkıyor!.. Nedir, bilir misin?

— ...



 
< Önceki   Sonraki >
2008 İrfan Meclisi.Com Tasavvuf Noktanız.  Our site is valid CSS Our site is valid XHTML 1.0 Transitional