Anasayfa arrow Sizden Gelenler arrow Bir Kader Sohbeti 4
Bir Kader Sohbeti 4
Pazartesi, 12 Mayıs 2008
Yazı Index
Bir Kader Sohbeti 4
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4

— Allah'ın adaletine itiraz!.. Bu soru, müzmin bir hastalığın dışa vuran görüntüsünden başka bir şey değil. Bunun için, meselenin esasına, bir derece, inmekte fayda görüyorum. Önce, İlâhî adalet hakkında birkaç hususu belirtmek isterim... Bilmem ne dersin?

— Nasıl isterseniz.

— Zulmün tarifini iyice bellemek gerek: Zulüm, başkasının mülkünde, izni olmaksızın, tasarruftur.

Allah hakkında bu muhâldir... Çünkü mülkün Ondan başka sahibi yoktur...

Gerçeği böylece tespit ettikten sonra adalet konusuna girebiliriz... Adalet, başlıca iki esas üzerine kurulu: Birincisi, “ihkak-ı hak”, yani her yaratığa, her hayat sahibine, varlığının devamı için gerekli her şeyin en güzel şekilde verilmesi...

Bedenimize bir göz atalım:

Organlarımızın hangisinin yerini veya şeklini beğenmiyoruz?.. Hangisinin vazifelerine itirazımız var?.. Sayılarını noksan mı buluyoruz, fazla mı?..

Göz yüze, parmak ele takılmış. İki kulağa karşılık bir ağzımız var. Ayaklarımız altta, başımız üstte yer almış. Bu İlâhî tanzime kim itiraz edebilir?!..

Her bir ağaç, her bir hayvan, her bir çiçek, her molekül, her atom ve semadaki her sistem “ihkak-ı hakkı” güneş gibi göstermiyor mu?..

İnsanoğlu adaletin bu tecellisi üzerinde çok durmuş ve onu anlamada hayli yol kat etmiş... Astronomiden biyolojiye, tıptan jeolojiye kadar yazılan bütün eserler, bir bakıma, bu hakikatin tefsiri...

Adaletin diğer yönü ise, her ferdin lâyık olduğu mükâfatı, yahut cezayı görmesi ve kişilerin haklarının birbirinden alınması...

İşte, akıl ve vicdan emrediyor ki, adaletin birinci yönünün sonsuz bir hikmetle işlediğini gören insan, âhiretle ilgili bu ikinci yönüne de iman ile, teslim ile mukabele etsin. Ama, gel gör ki, çoğu insan bu gerçeğin gafili. Niceleri, âhiretteki tecelliyi bu dünyada arıyorlar. Zaten, adalet tartışmalarının çoğu bu yanlış arayıştan kaynaklanmıyor mu?

O sırada, parkın üzerindeki yolda, bir karartı belirdi. Onu bir düdük sesi takip etti. Gece bekçisiydi bu. Yolun kenarında durdu. Bir süre Arif Beyle Çetini süzdü. Sonra yoluna devam etti.

Arif Bey:

— Bu adamın bize bakması bana neyi hatırlattı biliyor musun?

Çetin, Arif Beyin yüzüne, soran gözlerle baktı.

Cevap verdi Arif Bey:

— Bu bekçi, vazifesi icabı ne var ne yok kabilinden bu parka uğradı. Bizi seyrederken konuştuğumuz konuyu, bizi bu parka getiren sebepleri, içinde bulunduğumuz ruh halini kavrayabildi mi?

— Elbette ki hayır.

— Ya ne yaptı? Şöyle bir bakıp geçti. İşte bizim şu kâinata, içindeki olaylara, bitkilere, hayvanlara ve nihayet insanlık âlemine bakışımız da onunkinden pek farklı değil!..

Şu anda sen ve ben, birer derya olan iç âlemlerimizden, ancak kelimelere döküp dışarı vurabildiklerimize vâkıf oluyoruz... Gerisinin gafiliyiz. Yeryüzünde yaşayan altı milyardan fazla insanın iç dünyalarından habersiziz. Bugüne kadar nelerle karşılaştılar? Ne gibi imtihanlardan geçtiler? Nefisleri neler istedi? Şeytan onlara neleri telkin etmeye çabaladı. Akılları, kalpleri ve vicdanları neleri kabul etti, nelere meyletti, nelere razı oldu? Bundan sonra daha ne gibi hadiselerle yüz yüze gelecekler?.. Bütün bunları bilemiyoruz...


 
< Önceki   Sonraki >
2008 İrfan Meclisi.Com Tasavvuf Noktanız.  Our site is valid CSS Our site is valid XHTML 1.0 Transitional