Anasayfa arrow Sizden Gelenler arrow Bir Kader Sohbeti 5
Bir Kader Sohbeti 5
Pazartesi, 19 Mayıs 2008
Yazı Index
Bir Kader Sohbeti 5
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4

— İnsanlığı bir bütün olarak düşünürsek, şu dünya, her an milyonlar, belki milyarlarca çeşit imtihana sahne olmakta... Kendisine rüşvet teklif edilen bir görevli, hastalıktan inleyen bir biçare, haram bir çehreyle karşılaşan genç... Ve daha niceleri... Hep imtihan oluyorlar. Sadece sorular farklı, o kadar.

Bakışlarını, Çetine çevirdi:

— Çetinciğim, dedi, bunu böyle bilip, bu dünya imtihanında kul olduğumuzu unutmayacak ve haddimizi aşmayacağız. Ne kendi nefsimize, ne de bir başkasına Allah'tan daha merhametli olamayacağımızı hatırdan çıkarmayacağız. Fuzulî avukatlığını yaptığımız o sakat, kör yahut fakir insanlar hep Allah'ın kulları... Onları yokluk karanlıklarından kurtarıp varlıkla şereflendiren O. Annelerinin rahimlerinde her şeyden habersiz olarak geçirdikleri o dokuz aylık devreyi safha safha tanzim eden O. Şu anda hepsi Onun verdiği can ile yaşıyor, Onun taktığı organları kullanıyor, Onun dünyasında geziyor, Onun güneşiyle aydınlanıyorlar...

Ve hepsi âhiret yolcusu... Onun huzuruna çıkacak, Ona hesap verecekler. Salih kullar Onun Cennetine varacaklar. Küfür ve isyan yolcuları ise Onun azabına uğrayacaklar.

Şunu da unutmamak gerek:

Kimin hakkında neyin hayırlı olduğunu biz bilemeyiz!.. O, bir İlâhî sırdır. Biz gerek kendi nefsimize, gerekse başkalarına karşı vazifemizi elden geldiğince yapmakla mükellefiz.

Çetin:

— Çok doğru! dedi. Gerisi sadece boş boğazlık.

Arif Bey:

— O kadarla da kalmaz. En akılsız adam bile vicdanen bilir ki, kadere ve adalete itiraz onu cennete götürmez, ancak cezaya uğratır.

Arif Bey bir süre sustu. İçini çekerek:

— Bu kadar basit bir hesabı, ne yazık ki, bazı insanlar yapamıyorlar!..dedi.

Bu sözleri uzun süren bir sessizlik takip etti. Arif Bey saatine baktı.

— Vakit hayli ilerlemiş. Hava da serinliyor. İstersen sorunun cevabını vereyim de kalkalım.

— Yoruldunuz herhalde. Sizi fazla meşgûl ettim.

— Hayır öyle düşünme. Ben bunu bir vazife telâkki ederim.

— Teşekkür ederim.

Arif Bey:

— Şunu hemen belirteyim, dedi. Bu, zannettiğin gibi, yeni bir mesele değil. Asırlar önce tartışılmış, halledilmiş, rafa kaldırılmış... Şu kadar var ki, ‘Rusya'daki işçi' denmemiş de 'ıssız bir dağda, cemiyet hayatından habersiz yaşayan bir adam' denmiş... Yahut buna benzer bir başka tip üzerinde konuşulmuş.

Kur'ân-ı Kerîm'de bir âyet-i kerîme var. Meâli şöyle:

“Allah, hiçbir nefse gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmez.” (Bakara Sûresi, 286)

Yani, her şeye taşıyabileceği kadarını yükler. Herkesi güç yetirebildiği işlerle mükellef kılar.

Teklif: “Vazife vermek; zor bir şey istemek; İlâhî emirleri yerine getirme ve yasaklardan sakınmayla görevlendirmek” mânâlarına geliyor.

Âlimlerimiz, bu İlâhî hüküm üzerinde hayli durmuşlar ve âyet-i kerîmeyi çeşitli yönlerden tefsir etmişler.

Fâkihler, bu âyeti fıkıh yönünden, kelâm âlimleri ise itikat yönünden incelemişler. Bu ikinciler, âyette geçen 'güç yetme' meselesini akıl yönüyle ele almış ve şu mânâda birleşmişler:



 
< Önceki   Sonraki >
2008 İrfan Meclisi.Com Tasavvuf Noktanız.  Our site is valid CSS Our site is valid XHTML 1.0 Transitional