Anasayfa arrow Uğursuzluk
Yatır, Türbe ve Kabir Ziyareti
Salı, 27 Mayıs 2008

 Yatır, Türbe ve Kabir Ziyareti

Kabir konusu eskiden beri, insanların sapmalarına ve tevhit inancına şirk karıştırmalarına sebep olan konulardandır. Bu yüzden Peygamberimiz (s.a.s.) İslâm’ın ilk devirlerinde kabir ziyaretini bütünüyle yasaklamıştı. Sonra Müslümanların tevhidi ve şirki iyi öğrenmeleriyle;

“Size kabir ziyaretini yasaklamıştım, artık kabirleri ziyaret edin, çünkü onlar size ahireti hatırlatır.” [1][48] buyurdu. Böylece hem kabir ziyareti serbest edildi, hem de ziyaret sebebi açıklanmış oldu: Kabirde yatan kişinin de bir gün diri olduğunu, ölümün onu sevdiklerinden ayırdığını, kendisinin de nihayet öleceğini, öbür âlemde hesabın, kitabın bulunacağını... Düşünmek, böylece kalbinin yumuşaması, günahlardan sakınarak Allah’a iyi kulluk yapmaya sebep olması söz konusudur.

Merhum Elmalılı, tefsirinde; Allah Rasûlü’nün (s.a.s.) kabir ziyareti öğretisinde ve fıkıh kitaplarının bu konudaki açıklamalarında ‘ölülerden bir şey istemek’, ‘ yetiş ya filan’ gibi yardım istemek yoktur, sadece selâm vardır denilir.

Allah için halka yardım etmek güzel, övgüye değer ve istenen bir iş olmakla beraber, halktan istemek yerilen, nahoş bir davranıştır. Dirilerden istenmesi caiz olmayan şeyleri, ölülerden istemenin hiç yakışmayacağı da son derece açıktır. [2][49]  Birçok İslâm âlimi, ölülerden bir şey istemenin ve beklemenin küfür ve şirk olduğunu söyler. Çünkü Allah bize Fatiha suresinde, günde beş vakit namazda, kırk kez “Ancak Senden yardım isteriz” dedirttirir. Ve bu anlaşmayı sürekli yeniletir. Artık insanın O’ndan başkasından bir şey istemesi, günde kırk kez verdiği sözde durmaması anlamına gelir. Başkasından yardım isteme meselesi bu kadar önemli olduğu için Allah onu bu derece çok tekrar ettirmektedir.

Artık evleneceği, çocuğu olmadığı ya da yaşamadığı, kocasıyla geçinemediği vs. şeyler için oradaki buradaki türbelere giden, Hıristiyan âdetlerine uyarak mum yakan, çaput ve bez bağlayan, şeker dağıtan, mürüvvet arayan bu zavallı kişilere acımaktayız.

Hacı Bayram, Eyüp Sultan, Şehzade başı, Telli Baba, şu baba, bu baba, falanca dede türbelerine gidenler, cahil ve biçare insanların putların önünde secde eder gibi yakarışlarını ve bu cahil bırakılmış duyguları istismar eden bir sürü inanç simsarlarını ibretle göreceklerdir.

Ancak bu büyük zatlara bir insan çerçevesi içinde sevgi ve saygıdan ötürü onları ziyaret edip bir Fatiha ile de olsa bir hediye gönderenleri, ölümü hatırlama duygusu ile de gidenleri öbürlerinden ayırmak gerekir.[3][50].

 Peygamberimiz (s.a.s.);

“Lezzetleri parça, parça eden ölümü çok anın!” [4][51] buyurur.

Az önce sözünü ettiğimiz maksatlarla türbeleri ziyaret edenlere şunu tavsiye edebiliriz:

Tıbbın çare bulamayacağı hastalığınız veya herhangi bir derdiniz varsa namazlardan sonra ve gece teheccüd namazının ardından çok dua ederek sıkıntının gitmesi için Allah’a yalvarın, çünkü Allah Teâlâ duaları kabul edicidir. [5][52] 

“Kim Allah’a güvenirse, Allah ona yeter.”  [6][53]

 

 Bu tür şeyler İslâm’da bulunmayan ve İslâm’ın yaşandığı dönemlerde uygulanmayan bid’at davranışlardır. Buna benzer bid’atlar hep dinî hayatın ve inançların zayıflamasıyla ortaya çıkar ve iki şeyi ispata yarar:

1. Demek ki insanlar, inançsız yaşayamazlar. Eğer Allah’ın gönderdiği gerçek dini öğrenip ona uymazlarsa kendileri icat ettikleri saçma, batıl dinleri uygularlar.

2. İslâm dinini bilinçle yaşayan insanlar, bu tür bid’atlara ihtiyaç duymazlar.

 Ancak, bazı işlerin ölüye yarar sağlayacağı ve bazı davranışların sevabının onlara ulaşacağı da bir gerçektir. Âlimlerin çoğu, meselâ, ölen birisi için verilen sadakanın, yapılan hayırların, şartlarına uygun olarak okunan Kur’ân-ı Kerim’in,  yapılan duaların ona ulaşacağını söylemişlerdir.[7][54]

 Dirilerin ölülere duası, onlar adına sadaka vermek kendilerine büyük ölçüde fayda verir.[8][55]

Tabii ki ölen kişinin mü’min olarak ölmüş olması gerekir. Mü’min olarak ölmeyenler için yapılan hayırların, duaların asla kabul olmayacağını, ona fayda sağlamayacağını Kur’ân-ı Kerim bildirmektedir. [9][56]



[1][48] Müslim, Cenâiz 106; Ebû Dâvud, Cenâiz 81

[2][49] Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Azim Yay., c. 9, s. 408-409

[3][50] Dr. Faruk Beşer, Hanımlara Özel İlmihal, s. 196-198 (Kadın ve Aile Dergisinin Hediyesi)

[4][51] İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e. c. 6, s. 322, Hds. 1; İbn Mâce ve Tirmizî’den

[5][52] Bkz. Bakara: 2/186

[6][53] Talâk: 65/3. Süleyman Gülek, İnsan Gerçeği Ve İslami Hayat, Rağbet Yayınları, İstanbul, 2005: 305-307.  

[7][54] Faruk Beşer, a.g.e., 200-201

[8][55] İmam-ı Azam, Fıkh-ı Ekber, Aliyyül-Kari Şerhi, Terc. Vehbi Yavuz, s. 329

[9][56] Bkz. Bakara: 2/217

 
< Önceki   Sonraki >
2009 İrfan Meclisi.Com Tasavvuf Noktanız.  Our site is valid CSS Our site is valid XHTML 1.0 Transitional