Anasayfa arrow Sohbetler arrow Sahabe Hayatından İnciler 4
Sahabe Hayatından İnciler 4
Perşembe, 07 Ağustos 2008

Sahabe Hayatından İnciler 4

Allahın selamı hidayete tabi olanların üzerine olsun.

Pek aziz ve muhterem genç kardeşlerim, uzun bir aradan sonra yine sahabe hayatından inciler sohbetimizde sizlerle beraberiz. Bize bu beraberliği nasip eden yüce rabbimize sonsuz hamd-ü senalar olsun. Sultanlar Sultanı Efendimiz (s.a.v.)’a sonsuz salât ve selam olsun.Yine selam olsun onun güzide ashabına, temiz ehli beytine ve O’nun bu çağrısına uyan bütün ümmeti Muhammede ve yine selam olsun, bu güzel meclisi Allah cc. ve resulünün daveti üzere gelip burada bulunan siz genç kardeşlerime. Evet, bu akşamki sohbetimizde yine sizleri asr-ı saadete götüreceğiz ve yine bir sahabe-i kiram efendimizin hayatından örnekler vereceğiz. Onlardan Rasulullah sevgisi tadacağız. Yüce rabbim cümlemizi nasiplenenlerden eylesin.

Yer, Medine! Zaman, islamın nurunun yeni, yeni parladığı, çile ve işkencelerin sürdüğü bir zaman Allah resulü (s.a.v.) Mekke’den Medine’ye hicret etmiş. Medine’de islamı anlatıyor. Medine’nin yakın köylerinden birinde bir garip genç yaşıyor. Adı, Abdullah el Müzeni (r.a.), bu genç delikanlı, zayıf kimsesiz . Köyde fahri kâinatın Medine’ye geldiği ve islam diye bir dini anlattığı yayılır, ağızdan ağıza dolaşır, tabi ki bu genç delikanlı bakıyor inceliyor kim ne diyor. Zengin insanlar fahri kâinatın aleyhine konuşurken fakir insanlar ise, evet bu din haktır diyorlar. Bu genç deli kanlı diyor ki aceba bu din neyi emrediyor. Kulak veriyor bakıyor ki. “ İslam Allah’ın bir olduğuna, yakın akrabaya bakmaya, yalan söylememeye, insanlara zülüm yapmamaya, kan dökmemeye, insanlar arasında hiç ayrım yapmamayı emrediyor.”

Genç delikanlı diyor ki, işte benim aradığım hak din bu ve Efendimiz (s.a.v) yapılan hakaretlere dayanamayıp müdahale ediyor. O köyün ileri gelenleri bu genç adamı dövüp bir çuvalın içerisine katıyorlar çuvalı altından ayaklarının çıkacağı şekilde deliyorlar birde başından delip, ıssız bir eve hapsediyorlar. Öyle ya çuvalı parcalama imkânı yok, onun için Medine ye kaçacak olsa emen yakarız hesabı yapıyorlar.

Rasulullah aşığı bu genç delikanlı Allah resulüne öyle âşık ki, yalvarıyor rabbine, ‘Ne olur Allah’ım beni hazreti Muhammed’e (s.a.v.) kavuştur, ne olur Allah’ım beni O’na biat etme şerefini bana nasip et, ne olur Allah’ım beni O’na hizmet etmekle şereflendir.’diye dua ediyor, gözyaşı döküyor.Genç delikanlı bir yolunu bulup gece yarısı olduğu yerden kaçıyor ve giydirdikleri çuvalı iki ye bölüyor bir parçasını beline doluyor bir parçasını, da omzuna atıyor ve sabahın ilk ışıklarıyla Medine’ye varıyor.

Doğru mescidi nebeviye geliyor kapıdan bir bakıyor, fahri kâinat (s.a.v.) ashabıyla sabah namazı kılmış oturuyorlar. Çok utanıyor üzerine bir çuval diyor ki kendi kendine, ben Allah resulünün karşısına nasıl çıkarım bu halimle, mescidin kapısından bir bakıyor bir geri çekiliyor. Diyor ki ben Allah resulünü çok seviyorum ne olursa olsun onu mutlaka görmeliyim diye son kez mescidin kapısından başını uzatıyor tam o sırada Allah Rasulü (s.a.v) ; ‘Gel içeri çifte çullu genç gel buraya.’ Deyince, delikanlının çok hoşuna gidiyor. Hemen koşup Allah rasulunun eline sarıp biat ediyor. Abdullah Müzeni (r.a.) ashabı sufleden oldu.

Aradan aylar geçti. Abdullah Müzeni (r.a.) tebuk seferine Efendimiz (s.a.v.) ile beraber gider.Bu genç delikanlı yolda hastalanmıştır ve hızla da hastalığı artar. Tebuk savaşının yapılacağı yere geldiklerinde fahri kâinat (s.a.v.) Efendimiz bakar ki genç delikanlının durumu çok ağır fahri kâinat (s.a.v.) çok üzülür.

Bundan sonrasını Saad (r.a.) şöyle anlatıyor!

Bir gece vakti baktım ki Allah Rasulü (s.a.v.) yanında hazreti Ebu Bekir (r.a.) ve hazreti Ömer ( r.a.) la beraber mezar kazıyorlar. Efendimiz (s.a.v.) hazreti Ömer ve hazreti Ebu Bekir, e seslenir;

‘Kardeşinizi bana verin’,
Allah resulünün kucağına ince zarif ve zayıf delikanlının bedeni verilir. Ve Allah Rasulü ( s.a.v.) genç deli kanlıyı kabre indirir. Mübarek gözlerinden yaşlar boşanır.
Efendimiz (s.a.v.) hem ağlar ve hem de şöyle dua eder;
‘ Allah’ım, annesi babası olmayan, senin dinine hizmet etmek için, resulün için her şeyini terk etmiş ve ıssız çölde sessiz sedasız garip bir şekilde vefat etmiş olan şu Abdullah’ın imanına ben şahidim. Sende onu bağışla yarabbi.’ der.

O sırada Allah resulünün duasını işiten Saad bin Muaz (r.a.) kılıcını sakalına dayamış ağlayarak şöyle diyor.’ Allah’ım ne olurdu daha üç beş ay önce gelmiş, islamla şereflenmiş, Allah resulüyle uzun yollara düşmüş ve burada senin rahmetine kavuşmuş ve hazreti peygamberin kucağında kabre indirilen şu genç delikanlının yerinde keşke ben olsaydım. Allah resulünün bu duasını alarak ahirete göcen keşke ben olsaydım.’

Evet, kıymetli genç kardeşlerim o öyle bir peygamber ki köyünü terk etmiş ve kendisine teslim olmuş bir delikanlın mezarını elleriyle kazıyor ve mübarek eliyle kebire indiriyor ve dua ediyor gözyaşı döküyor. Kardeşlerim onlar fahri kâinatı öyle seviyorlardı, anam, babam, canım, her şeyim sana feda olsun ya resul Allah diyorlardı. Şimdi soruyorum sizlere aceba biz Allah resulünü nasıl seviyoruz aceba tuttuğumuz takıma duyduğumuz sevgi Allah resulünden daha mı çok, aceba tuttuğumuz siyasi parti liderine duyduğumuz muhabbet ve sevgi Allah resulünün den daha mı çok? . Bu örnekleri çoğalta biliriz onlar Allah resulüne Rıdvan biatiyle bağlı idiler. Yüce rabbimiz cümlemize sahabenin Allah resulünü sevdiği gibi sevmeyi nasip etsin başka bir irfan meclisinde buluşmak ümidi ile. Vesselam.

Hizmetkâr 07 08 2008 Perşembe

 

 
Sonraki >
2008 İrfan Meclisi.Com Tasavvuf Noktanız.  Our site is valid CSS Our site is valid XHTML 1.0 Transitional