
Hz. Peygamber’e; “Velî kimdir?” diye sorduklarında; “Görüldükleri zaman Allah (c.c.) hatıra gelen kişilerdir” buyurmuştur.[1]İnsana Allah Teâlâ’yı hatırlatan üstün bir konuma gelebilmek için velînin farz ve nafilelerle ihsan hâlinde Allah‘a(c.c.) yaklaşması gerekir ki bu durum kutsi hadiste şöyle dile getirilmiştir: “Her kim benim velîlerimden birisini küçük düşürüp hakaret ederse bana savaş açmış olur. (Velî) kulum bana farzlarla yaklaştığı gibi hiçbir şeyle yaklaşamaz. Bu yaklaşımını nafile ibadetleri yerine getirmekle devam ettirir. Neticede ben onu severim; istediğini veririm ve duasına da icabet ederim…” [2]“Allah Teâlâ’nın sevdiği bu güzel kulların yeryüzünde ve gökyüzünde de sevilmesi için emir çıkarılır. Bunun üzerine Cebrail (a.), yer ve gök ehline şöyle buyurur: Allah Teâlâ, filan zatı seviyor sizler de seviniz.” [3]

Yüce Allah cc. kimleri sevip sevmediğini Kur’an-ı Kerim’de açıkça bildirmiştir ki insanlar buna göre kendilerini hazırlasınlar ve tüm amellerinde yalnızca Allah Teâlâ’nın rızasını gözetsinler. Hz. Peygamber (s.a.v.) de aynı konu üzerinde etraflıca durmuş ve mü’minleri ilahi sevgiye layık olmaya çağırmıştır. Kendisi örnek bir hayat sürmek suretiyle, Müslümanlara örnek olmuş ve ilahi sevgiyi celbeden üstün vasfın sünnete ittiba etmekten geçtiğini göstermiştir. Kur’an ve sünnete uyarak gerçek sevgiyi tadan arifler, bu sevgiden mahrum kalanlara acımışlardır. Konuyla ilgili birbirlerine tavsiyelerde bulunup şöyle demişler: “Bela/musibet ehlini gördüğünüz zaman Allah’tan afiyet isteyiniz. ‘Bela ehli kimdir?’ dediklerinde ise şu cevabı vermişlerdir: ‘Allah Teâlâ’dan (emirlerinden, yasaklarından ve O’na muhabbetten) gafil olan kimselerdir.’”[1]Zira Allah’a muhabbette öne çıkan bu şahıslar;

Tevessül, bir maksada erişmek için bir şeyi yâhud bir kimseyi aracı tutmak demekdir. Dînî ve tasavvufî bir tabir olarak tevessül, Allah'a yaklaşmak için yâhud duâların, isteklerin kabûlü için Allah'a karîb olan zevâtı aracı tutmak, onları vesîle edinmek demekdir. Nasıl ki dünyevî husûslarda maksada ulaşmak için bir takım vesîleler, vâsıtalar, aracılar devreye sokuluyorsa manevî husûslarda da böyledir.
Tevessül ve İstimdâd Meselesi
Tevessül, bir maksada erişmek için bir şeyi yâhud bir kimseyi aracı tutmak demekdir. Dînî ve tasavvufî bir tabir olarak tevessül, Allah'a yaklaşmak için yâhud duâların, isteklerin kabûlü için Allah'a karîb olan zevâtı aracı tutmak, onları vesîle edinmek demekdir. Nasıl ki dünyevî husûslarda maksada ulaşmak için bir takım vesîleler, vâsıtalar, aracılar devreye sokuluyorsa manevî husûslarda da böyledir.

SARAY HOLDİNG’in sahipleri ÖZDAĞ Ailesinin değerli büyüklerinden rahmetli babaları hayırsever insan Durhasan’ın Kamil ÖZDAĞ’ın vefatının 53.yıldönümünde, Anneleri hayırsever insan Semiha ÖZDAĞ‘ın vefatının 3 yıl ve SARAY HOLDİNG’in kurucularından olan rahmetli Ağabeyleri Hacı Adnan ÖZDAĞ’ın vefatının 27.yıl dönümünde, Tüm vatan Şehitlerimiz ve de 15 Temmuz Demokrasi Şehitlerimizin ve Saray Çalışanlarının ebediyete intikal etmiş olanların ruhlarını yâd etmek amacıyla 16 Aralık 2022 günü Cuma Namazı öncesi Aktekke Camii, Dikbasan Camii, Arapoğlu Camii, Yunus Emre Camii ve Üniversite Camii‘nde Hatm-i Şerif ve Mevlid-i Şerif Merasimi icra edilecektir ve geleneksel etli pilav dağıtımı yapılacaktır.

Ledünni ilim; Allah tarafından mümin kullarına lütfedilen vasıtasız bilgidir.[1] Ledünni ilim ne Kuran-ı Kerim’de ne de hadislerde kavramsal olarak açıklanmamıştır. Yüce Allah, Hz. Musa’nın buluşup görüştüğü salih kulu anlatırken Kehf suresinde “ledün” kelimesi kullanılmıştır. Bu kelime daha sonra kavramlaştırılmış, hatta tasavvuf ilminde terimleştirilmiştir. Bu sürece medar olan ayet şudur; “فَوَجَدَا عَبْدًا مِنْ عِبَادِنَٓا اٰتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا عِلْمًا” “ Derken kullarımızdan bir kul[2] ile karşılaştılar ki biz ona katımızdan bir rahmet vermiş; kendisine tarafımızdan (evrenin bilinmezliklerine ve ilâhî takdire dâir, her Peygamberin sahip olmadığı bazı özel) bilgilerle donatmıştık.”[3] Ayette geçen öğretme olayı daha sonra kavramlaştırılmıştır. Ayetten yola çıkarak ledünni ilimle ilgili şu tanım yapılmıştır: “Allah’tan vasıtasız olarak gelen bilgi, ilham[4] tahsil yapmadan, çaba göstermeden kula öğretilen ilim. Eserden müessire, vicdandan vücuda doğru giden bir ilim değil; müessirden esere, vücuddan vicdana gelen bir ilimdir. Doğrudan doğruya vasıtasız bir keşiftir. Ledünni terimi, Hakk’a ait sırlara mahsus bir kavram olmuştur. Bir işin ledünniyatı demek, bir şeyin içinde yatan sırlar ve incelikler demektir.”[5] Böyle bir ilme layık olmak için Allah Teâlâ’nın emirlerine ihsan hâlinde sarılmak, harama düşmeyip mehruhlardan bile içtinap etmek; istikamet üzere hayat sürmek şarttır. Tevhidde olgunlaşıp velayetin siyasal boyutunda derinleşmeden; gönlü masivadan arındırmadan ledünniyat tecelli etmez. “Hane mamur olmayınca padişah teşrif” buyurmaz. Bütün gönüllere vakıf olan Allah (c.c.), böyle bir ilmi kime vereceğini bilir. Bize göre ise, ledünni denilen malumatlar; haramı helal, helali haram yapamaz. Şeriatın maksatlarına ters düşemez. Kur’an ve sahih sünnete aykırı olamaz.